• DOLAR
    $2.052,55
  • EURO
    $0,4239
  • ALTIN
    $30.178,56
  • BIST
    $72,0000
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Aykut CİHANGİR
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Aykut  CİHANGİR
gizli-maildir@adaletmedya.net
Bilgiden Bilince, Bilinçten Şiara: ADALET
  • 21 Şubat 2022 Pazartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

“Bilgi”; bir konuda öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçeklikler, zihnin kavradığı düşüncelerdir. İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünüdür.

“Bilgi”, insanın akıl ve gönül tavında demlenince “bilince” dönüşür.

İnsandaki “bilinç”onun düşüncelerini, duygularını, tutumlarını ve davranışlarını yönlendiren bir boyutu ifade eder.

Nihayet, “bilinç” sürekli yapılagelen tutum ve davranışlarla alışkanlığa ve kişiliğin ayrılmaz bir parçası olan “şiara” dönüşür.

İnsanda bir konuda geliştirilmek istenen yaklaşım; “bilginin” akıl ve gönülhavanında dövülmesiyle “bilince”, “bilinç” havanında işlenerek“şiara” dönüşür.

Adalet, her hukukçuda ve erdemli her insanda bilgiden bilince ve nihayet şiara dönüşmelidir.

“Adalet evrenin ruhudur” der Ömer Hayyam. Adalet üzerine söylenmiş çok fazla söz var, ancak adalet mefhumunun önemini ve kuşatıcılığını en geniş manada ifade ettiği için bu söz çok kapsayıcı. Gerçekten, adalet evrenin ruhudur ve her ilişkinin temelidir. Adalet, sadece devletin değil, her yapının temeli, her ilişkinin direğidir. Adalet, göğü tutan temel direk gibidir. Kâinatta var olan altın oran, mizan ve intizam adaletin özüdür. Adalet; denge, düzen, nizam, mizan ve intizam demektir. Adalet, hakkın sahibine en kısa sürede ve en etkin şekilde verilmesi ve dağıtılmasıdır. Adaletin olmadığı bir yerde dengesizlik, düzensizlik ve karmaşa hâkimdir.

Mevlana Hazretlerinin ifadesiyle adalet, ağaçlara su vermektir. Zulüm ise, dikeni sulamaktır. Adalet, bir nimeti yerine koymaktır. Her su çeken tohumu sulamak değildir. Zulüm ise, bir şeyi yerine koymamak, başka yere koymaktır.

Romalılara ait eski bir deyişte “fiatjustitia et pereatmundus” denilmiştir. Anlamı: “adalet olsun, varsın dünya dursun.” Adalet olsun ki, dünya dönmeye devam etsin. Gerçekten de haksızlığa uğramış biri için dünya adeta durmuştur. Hak ve adalet yerini bulduğunda, onun adeta duran dünyası yeniden dönmeye devam eder.

Bir değer olarak adalet belki bütün değerleri kuşatan bir anlama sahiptir.

İyi insanın erdemleri sıralansa adalet diğer değerler arasında eşitler içinde ilk sırada yer alır. Zira adaletli olmayan bir insanın gerçek anlamda iyiliğinden de söz edilemez. Birçok iyi vasfı olduğu söylenen ve bu sebeple sevilen birinin yaptığı bir haksızlık onun adeta bütün diğer iyi vasıflarını da ortadan kaldırır. Zira adalet her ilişkinin temelidir. Temeli olmayan bir yapı düşünülemeyeceği gibi adaletsiz bir insanın da iyiliğinden bahsedilemez. Bir değer olarak adalet denildiğinde Ömer Hayyam’ın başta aktardığımız sözü adaletin önemini ve kuşatıcılığını eşsiz bir biçimde ifade etmektedir. Gerçekten de, adalet evrenin ruhu, her iyiliğin özü ve her yapının temel direğidir.

Hukukun amacı olarak adalet, kurallı bir toplumsal yaşama düzeni inşa etmektir.

Vecdi Aral’a göre“hukuk, adalete yönelmiş bir toplumsal yaşama düzenidir.” (Vecdi Aral, Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2007, s. 15)Şu halde amaç adil bir toplumsal düzen sağlamaktır. Montesquieu’nun dediği gibi “bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma yönelmiş bir tehdittir.”Bu yönüyle adalet; toplumsal barışı, güvenliği ve esenliği temin eder. Bu manada adalet amaç, hukuk ise bu yönde bir vasıtadır. Sosyolojinin öngördüğü umrana ve medeniyete ulaşmış bir toplumsal yaşama düzeni ancak adaletin hâkim olduğu bir düzen ile kaimdir.

Devletin tüm organ ve makamlarının, kurum ve kuruluşlarının bütün iş ve işlemlerinde tek bir amacı vardır, o da adaleti sağlamaktır. Birincisi, doğru yasa adaletin temelidir. İkincisi, yasaların adaletle uygulanması toplumsal düzeni sağlar, bir toplumu medeniyet kılar. Üçüncüsü, yasaların uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda haklı ile haksızın ayırt edilmesi ve hakkın mahkemeler eliyle sahibine teslim edilmesi ile adalet tecelli eder. Evvel emirde yasalar doğru hazırlanır ve uygulanırsa mahkemelere gerek kalmaz. Adaletin tecellisinde mahkemelerin rolü bu yönüyle son aşamada ortaya çıkar.

Kutadgu Bilig(Mutluluk Veren Bilgi) adlı eserinde Yusuf Has Hacib şöyle der: “İl gider, töre kalır.”İl; ülke, yurt ve devlet demektir. Töre ise; kadim zamanlardan beri süregelen,  toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar bütünü, hukuk ve adalet anlayışıdır. Tarih boyunca on altı büyük Türk Devleti kurmuş medeniyetimizin özeti işte bu sözdür: “İl gider, töre kalır.” Gerekirse, yurt, ülke ve devlet yıkılır; ama hukuk ve adalet bakidir. Yıkılan bir ülkeyi küllerinden yeniden dirilten, bu töre, hukuk ve adalet mefkûresidir.

Medeniyet ağacımızı ulu bir çınar gibi yüzyıllar boyunca ayakta tutan işte bu görklü töremiz, hukuk ve adalet anlayışımızdır. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar gibi tarih boyunca ülkeleri dize getiren nice büyük devletimiz işte bu adalet bilincinin ürünü olarak kurulmuştur. Sultan Alparslan’a “Anadolu’nun kapılarını açan”, Sultan Melikşah’ı“Doğu’nun ve Batı’nın Hükümdarı”kılan,Sultan Mehmet’i “Fatih”, Sultan Süleyman’ı “Kanuni ve Muhteşem” yapan bu töredir, bu adalet bilincidir.

Gerek hukukun uygulamasında hâkim, savcı, avukat ve adalet personeli olarak görev yapan, gerekse erdemli bir birey olmak isteyen herkes için olmazsa olmaz bir vasıf işte bu adalet bilincidir.

Psikolojide “3D” şeklinde ifade edilen bir metafor bulunmaktadır: Düşünce-duygu-davranış. Buna göre; düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız da davranışlarımızı oluşturur. Buna ilave olarak davranışlarımızın da alışkanlıklarımızı, onların da kişiliğimizi oluşturduğunu ifade edebiliriz. İnsanın bilinç dünyası ise, onun düşüncelerinin tarlasıdır. Bilinçaltına ekilen tohumlar insanın düşünce, duygu ve anlam dünyasını inşa eder.

Bilinç; Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde “insanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, bir konudaki temel bilgi ve görüş, algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci” olarak tarif edilmektedir. Şu halde bilinç, bir konuda edinilen sağlam bilgi üzerine inşa edilen, insanın düşünce ve duygu dünyasını tümüyle şekillendiren, tutum ve davranışlarını yönlendiren bir boyutu ifade etmektedir. Bir başka deyişle, bir konuda bilgi sahibi olunmadan bilinç sahibi olunamaz.

Adalet bilinci, adaletin ne olduğu konusunda edinilen sağlam bir bilgi üzerine inşa edilen, insanın düşünce ve duygu dünyasını tümüyle yönlendiren, tutum ve davranışlarını biçimlendiren, her hukukçu için sahip olunması gereken bir vasıftır.

Bir hâkimin sadece verdiği son kararın adil olması yetmez. Hak arama sürecinin başladığı ilk andan son kararın verilmesine ve nihayet icra ve infaz aşamasının sonuna kadar her aşamada, her kademede adil olunması gerekir.Bu manada; duruşmada, olay yeri incelemesinde, keşifte, ifade ve sorgu işlemlerinde, kalem işlemlerinde ezcümle muhakeme sürecinin tamamında yapılan tüm iş ve işlemlerde, verilen tüm kararlarda adil olunması elzemdir. Adalet; verilen son karar kadar, süreç içinde muhakemenin tüm muhataplarına güven veren tutum ve davranışlarda gizlidir. Adalet bilinci, yargılamanın tüm taraflarına eşit mesafede, tarafsız ve nesnel bir şekilde davranılmasını gerektirir.

Bu konuyla ilgili bir Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmaktadır:

“Her kim hüküm vermekle imtihan edilirse, onlara karşı bakışında, işaretinde, oturma yerleri göstermesinde bile âdil davransın.” (CamiusSağir, Hadîs No: 8279)

Nitekim Hz. Ömer’in halife olduğu dönemde zamanın büyük kadısı Ebu Musa El Eş’ari’ye gönderdiği mektupta adalet bilincine dair çok önemli ifadeler yer almakta olup on iki maddelik mektubun tamamı ciddi manada etüt edilmelidir. Mektubun dördüncü maddesinde şu ifadeler yer almaktadır:

“Duruşmada taraflara verdiğin yer ve duruşma sırasındaki bakışlarında insanlara eşit davran ki, güçlü̈ kendisini kayırabileceğin beklentisine kapılmasın, güçsüz de adaletinden ümit kesmesin.”(Nasi Aslan, İslam Hukukunda Yargılama Etiği, s.143-145)

Hz. Ali’nin halife olduğu dönemde Mısır Valisi Malik bin Eşter’e gönderdiği emirnamede şu ifadelere yer vermektedir:

“Hâkim olarak atayacağın kişi, halk içinde en beğendiğin kişi olsun. İşten sıkılan, davacıların tavırlarına kızan, hatasında ısrar eden, hakkı görünce yanlışından dönmeyen, menfaatlerini kaybetmekten endişe eden, meseleyi iyice anlamadan hüküm veren birini hâkim tayin etme. Atayacağın hâkim, şüphelerini iyice giderip delillerinden emin olmadan hüküm vermesin. Her şey açıklığa kavuşuncaya kadar sabırla beklesin. İşler açıklığa kavuştuktan sonra kararı ertelemesin.”(Mükerrem Mete, İlmin Kapısı İmam Ali’den Yöneticilere, s.17-45)

Osmanlı Devleti’nde yürürlükte olan medeni kanunumuz Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’nin 1799 uncu maddesinde şu hüküm yer almaktadır:

“Her iki tarafa adil davranmak hâkimin görevidir.

Bu nedenle taraflardan biri eşraftan diğeri de halktan biri olsa dahi duruşma sırasında tarafları oturtması ve duruşma gereği bakışlarını ve sözlerini taraflara yöneltme gibi zorunlu durumlarda tam bir şekilde adil ve eşit davranması gerekir.”

Bilgi, akıl ve gönül süzgecinde bilince; bilinç de yine aynı şekilde kişiliğimizin bir parçası olursa şiara dönüşür. Yunus Emre’nin “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm” dediği gibi, adaletin tecellisi yolunda görev yapan herkesin adalet bilinciyle adeta ete kemiğe bürünüp adalet diye görünmesi gerekir. Şu halde adaletin tecellisi için çalışan herkes için önce adalet “bilgisi” gerektir. Bu “bilgi” davranışları yönlendiren bir “bilince” ve en nihayet kişiliğimizin ayrılmaz bir parçası olan “şiara” dönüşmelidir. Sadece hukukçular için değil erdemli her birey için adaletli olmak vazgeçilmez en temel şiar olmalıdır.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

AdaletMedya İnstagram Hesabımız
ads