• DOLAR
    8,3465
  • EURO
    9,6728
  • ALTIN
    504,34
  • BIST
    1,1649
Av. Burcu BOZKURT
Av. Burcu  BOZKURT
mail-gizlidir@adaletmedyaa.net
Çocuğun Özel Kanunlara Göre Korunması ve Özelinde Bir Bakım Tedbiri Olan “Koruyucu Aile Kurumunun” Uygulamadaki Yeri
  • 13 Eylül 2020 Pazar
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

2828 Sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’na göre, korunmaya ve yardıma ihtiyacı olan çocukların korunması ve özelinde Koruyucu Aile Kurumu, Koruyucu Aile Yönetmeliği, toplumumuzda ve hukukçular arasında yeterince tanınmamaktadır. Bu gerçek dikkate alındığında; Koruyucu Aile Kurumu, esas itibariyle, çocuk refahı alanında korunmaya muhtaç veya korunma ihtiyacı içinde olan çocuklara yönelik mahkemelerce verilen bir koruma tedbiri olarak karşımıza çıkacaktır.Bu çalışmamızda, bir bakım- koruma tedbiri olarak Koruyucu Aile Kurumu ve bu konu özelinde görev alanında çıkan uyuşmazlıklara değinilecektir.

 

KORUYUCU AİLE KURUMU

Aile Mahkemesinde korunma kararı alınan korunmaya ihtiyacı olunan çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi, 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu hükümlerine göre kurulmuş kuruluşlarda olduğu kadar, kurumun denetim ve gözetiminde bir Koruyucu Aile tarafından da yerine getirilebilir.[2]

2828 sayılı Sosyal Hizmetler kanunun 3’üncü maddesinin (b) bendinde “Korunmaya muhtaç çocuk” tanımı yapılmış ve 6972 sayılı Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanun’da yer alan tanım hemen hemen aynen muhafaza edilmiştir. Buna göre: “Beden, ruh ve ahlak gelişimleri veya şahsi güvenlikleri tehlikede olup,

  1. Ana veya babasız, ana ve babasız,
  2. Ana veya babası veya her ikisi de belli olmayan,
  3. Ana ve babası veya her ikisi tarafından terkedilen,
  4. Ana veya babası tarafından ihmal edilip; fuhuş, dilencilik, alkollü içkileri veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi her türlü sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen, çocuk” korunmaya muhtaç çocuk olarak tanımlanmıştır.

Koruyucu Aile Kurumu ise, Kanunun 23’üncü maddesinde düzenlenerek, şu hükme yer verilmiştir: “Mahkemece korunma kararı alınan korunmaya muhtaç çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi bu Kanuna göre kurulmuş kuruluşlarda olduğu kadar, Kurumun denetim ve gözetiminde bir “Koruyucu Aile” tarafından da yerine getirilebilir.

Koruyucu aile, korunmaya muhtaç çocuğun bakımını ve yetiştirilmesini gönüllü olarak üstlenebileceği gibi, Kurumca tespit edilecek ve ödenecek bir ücret karşılığında da yapabilir.Koruyucu Aile korumasında temel özellik, çocuğun AİLE ORTAMINDA yaşamını sağlayabilmektir. Koruyucu Aile, öz anne ve babanın yerini tutabilecek aileler veya kişileri ifade etmektedir.

-14/12/2012 tarihli Koruyucu Aile Yönetmeliği’nin amacı; korunmaya muhtaç çocukların korunmalarını gerektiren süre içerisinde, aile ortamında yetiştirilmesine yönelik koruyucu aile hizmetlerinin uygulama esaslarını, Bakanlık ile koruyucu ailenin yetki ve sorumluluklarını belirlemek, hizmetin etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır.[3]

-Koruyucu Aile Yönetmeliği’nin 15. Maddesinde; koruyucu ailenin görev ve yükümlülüklerinden bahsedilmiş, devamla koruyucu ailelerin, ‘yanlarına yerleştirilen çocukların her yönden sağlıklı gelişimleri için, gerekli koşulları sağlamak ve uygulamak zorunda oldukları’ belirtilmiştir.[4]

-Koruyucu Aile Hizmetine konu çocuk için, Mahkeme tarafından;

a)Korunma Kararı,

b)Acil Korunma Kararı,

  1. c) Bakım Tedbiri Kararı alınabilecektir.

Koruyucu Aile Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinde, “Koruyucu Aile Hizmetinin Sonlandırılması’ndan” bahsedilmiş, devamında, ‘Çocuğun Geri Alınması’ ve Koruyucu Aile Statüsünün hangi hallerde iptal edildiği belirtilmiştir.[5]

Koruyucu Aile Yönetmeliği’nde belirtilen bu durumların tespiti halinde, sorumlu sosyal çalışma görevlisinin hazırlayacağı rapor, geciktirilmeksizin Komisyona iletilir ve Komisyonca Koruyucu Aile statüsü iptal edilen koruyucu aile yanına bir daha çocuk yerleştirilemez.

GÖREV SORUNU

Koruyucu aile kurumu ile ilgili olarak, bu kurumun ait olduğu alan ve koruyucu aile sözleşmesinin hukuki niteliği konusunda, ne yazık ki Türk hukuk doktrininde de çok fazla bir tartışma yapılamamıştır. Çocuk hukukunun kodifiye edilmiş bir alan olmaması, hem özel hukuka hem de kamu hukukuna ilişkin kurallar içermesi, dolayısıyla karma bir hukuk dalı olması gerçeği karşısında, koruyucu aile kurumu ile ilgili olarak, koruyucu aile ile idare arasında yapılan sözleşmeyi salt özel hukuk veya salt kamu hukuku alanında yapılan idari bir sözleşme olarak nitelemek de, aslında oldukça güçtür. Koruyucu aile ile yapılan sözleşmeyi aile hukuku sonuçlarını doğurmayan ve vekâlet unsurları taşıyan karma bir sözleşme niteliğinde görenler olduğu gibi, daha çok borçlar hukuku sözleşmesi niteliğinde vekâlet kurallarının kıyasen uygulandığı sui generis veya isimsiz bir sözleşme olarak nitelendirenler de bulunmaktadır.[6]

-“Koruyucu Aile Sözleşmesi” karma sözleşme mahiyetindedir; ancak sonuçları özel hukuk alanında doğmaktadır; Sözleşme’de İdare’nin taraf olması ve sözleşme neticesinde idari karar veriliyor olmasına karşın, İLGİLİ SÖZLEŞME, AİLE HUKUKU ALANINDA MADDİ SONUÇLAR DOĞURAN BİR SÖZLEŞMEDİR. 4787 Sayılı Kanun’ un 1.,4. Ve 6. Maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuç, koruyucu aileye ilişkin hizmetlerin, koruyucu ve destekleyici tedbirler arasında sayılan “bakım tedbiri” kapsamında olduğudur.

-Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’ nun 2015/981 e. 2015/3942 k. Sayılı, Görev Değerlendirmesi Kararı’nda da;

Koruyucu aile hizmetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların da aile mahkemesi tarafından karara bağlanması gerektiği, her ne kadar, koruyucu aile yönetmeliği ile idareye koruyucu aile sözleşmesinin imzalanması ve iptali konusunda yetki verilmiş ise de, söz konusu yetkilerin idari faaliyetle ilgili bulunmayıp, özel hukuk alanında hüküm ve sonuç doğurduğu, bu kapsamda, davacıların koruyucu aile statüsü,davalı idarece kamu gücü kullanımı ile tek yanlı olarak iptal edilmiş ise de; dava konusu işlemin, küçükler hakkında alınan ”bakım tedbiri” kapsamında olması ve sonuçlarını özel hukuk alanında doğurması nedeniyle, uyuşmazlığın adli yargı yerinin görev alanına girdiği, idare mahkemesince, davanın görev yönünden reddi yolunda karar verilmesi gerekirken, işin esasına geçilmek suretiyle karar verilmesinde hukuki isabet bulunmadığışeklinde karar verilerek, görev konusunda öncelikle Adli Yargının görevli olduğu ve özellikle ihtisas mahkemesi olan Aile Mahkemeleri’nde çözülmesi gereken bir uyuşmazlık olduğu hususu, İdari Dava Daireleri Kurul Kararı ile belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 27/3/2019 Tarih  ve 2015/7216 Sayılı, Bireysel Başvuru üzerine verdiği Kararda ise;Adli Yargı ve İdari Yargı arasında çıkan bir görev uyuşmazlığı nedeniyle, derhal tedbir alınarak karar verilmesi gereken bu konunun, sürüncemede bırakılmış olması, AİLE HAYATINA SAYGI HAKKININ İHLALİ niteliğinde olduğuna karar verilmiştir. Neticede, koruyucu aile ile küçük çocuk arasında, tamamen gönüllülük ve emek esasına dayanan bir aile ilişkisi mevcuttur ve korunması gerekmektedir.

 

Ancak çocuğun geri alınması ve koruyucu aile statüsünün iptali hususunda idareye verilen yetkilerin de özel hukuk yetkilerini aşan yetkiler olduğunu da kabul etmek gerekir. Çünkü özel hukuka tabi sözleşmelerde, sözleşmenin tarafları, sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde birbirleriyle eşit haklara sahip olup, taraflardan birinin diğerine üstünlüğü bulunmamaktadır. Bu hükümler koruyucu aile sözleşmesini ve kurumunu özel hukuk sözleşmelerinden ayrık kılan, kendine özgü (sui generis) hale getiren özelliklerdir. Şu ana kadar, bu tür uyuşmazlıkların idari yargıya konu olması gerektiğine dair bir karara rastlanmamıştır. Nitekim Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile davacı V. T. D arasında koruyucu aile statüsünün iptali ve koruyucu ailece bakılan küçük N.N’nin başka bir aileye evlatlık verilmek istenmesi konusunda çıkan uyuşmazlık, Kadıköy 1. Aile Mahkemesinde E: 2010/396, K:2011/862 nolu dosya ile görülüp karara bağlanmış, idarece herhangi bir görev itirazında bulunulmamış, mahkemece de resen görevsizlik kararı verilmemiştir.[7]

 

SONUÇ

Hukuk sistemimize girdiği ilk andan itibaren, hakimin izin ve denetimine bağlı bir çocuk koruma tedbiri olarak öngörülen ve aslında özel hukuk alanında düzenlenmesi gereken, “Koruyucu Aile Kurumu”,2828 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, 1983 yılından itibaren korunmaya muhtaç çocuklar için kurum bakımına alternatif bir bakım modeli olarak kabul edilmiştir. Hakimin, koruyucu aileyi seçme ve çocuğu koruyucu aileye yerleştirme konusunda mevcut takdir yetkisi, denetim ve inceleme görevi, ikincil mevzuatlar ve yorum yolu ile de facto olarak ortadan kaldırılmış, hukuki nitelik itibariyle de koruyucu aile kurumu idare ile koruyucu aile arasında imzalanıp mahalli mülki amirin onayı ile yürürlüğe giren kendine özgü (sui generis) bir sözleşme haline dönüşmüştür.

 

KAYNAKÇA

-Ömer Uğur Gençcan, Velayet Hukuku – Ankara 2015 Basım,

-Ankara Barosu Dergisi 2013/2

-Koruyucu Aile Kurumu ve Koruyucu Aile Yönetmeliği/ Dr. Recep Doğan – Dergipark, ( Hakemli)

-EROL/ ŞİMŞEK S. 155,

-Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

[1] Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2019, Mersin Barosu

[2] ÖMER UĞUR GENÇAN, Velayet Hukuku, Yetkin Yayınları 2015, S. 534

[3]Koruyucu Aile Yönetmeliği m.1

[4]Koruyucu Aile Yönetmeliği m.15

[5]Bkz. Koruyucu Aile Yönetmeliği m.20

[6]SAYITA, s.75; ULUÇ, s.90-98.

[7] Ankara Barosu Dergisi, Dr. Recep Doğan ( Hakemli)

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

AdaletMedya İnstagram Hesabımız
ads