• DOLAR
    7,9340
  • EURO
    9,2997
  • ALTIN
    484,65
  • BIST
    1,1722
Stj. Av. Gökmen ALTINTAŞ
Stj. Av. Gökmen  ALTINTAŞ
emailgizlidir@adaletmedya.net
Hak Arama Mücadelesinde Etkin Bir Yol Olarak Sosyal Medya
  • 28 Eylül 2020 Pazartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Konunun ana içeriğine girmeden önce kavramsal bir analiz olarak hak, hak aramanın yolları ve sosyal medya deyiminden ne anlamamız gerektiğini irdelemekte fayda görmekteyiz.

1.Hak Nedir?

Hak, kişinin hukuken korunan ve sahibine bu korumadan yararlanma yetkisi veren bir menfaattir. Hak, esasen Arapça hukuk kelimesinin tekil hâlidir. Lügat itibariyle asıl olan, sabit olan, doğru olan, herkesin meşru iktidarı, bir şey üzerinde malikiyet, emek, pay ve din gibi anlamlara sahiptir ve bütün bu anlamlar insanla ilişkilidir. Ayrıca, hakkın yukarıda verdiğimiz anlamları kesinlik, doğruluk ve genellik içerir. Bir başka ifadeyle insandan insana değişmesi mümkün olmayan, herkes tarafından benimsenen, kabul edilen bir kavramdan bahsetmekteyiz. Hak kavramı, hukuk doktrininde üzerinde uzlaşma sağlanmış bir kavram değildir. Yazarlar, hakları kendilerince tanımlamışlar ve böylece kendilerine ait teoriler oluşturmuşlardır. Bununla birlikte, hak kavramını reddeden yazarlar da vardır. Haklar çeşit çeşittir, bu nedenle doktrinde de haklar türlere ayrılarak incelenmiştir. Bu ayrım, hakkın niteliğine ve uygulanma alanına göre yapılabildiği gibi; para ile ölçülebilme, kullanımının etkisi, kullanma yetkisi ve hakkın bağımsız olup olmamasına göre de yapılabilir. Hak sahibi, hakkından onu kullanarak yararlanır. Bu kullanım sırasında hak sahibinin dikkat etmesi gereken noktalar vardır. Buna göre, hak sahibi hakkını dürüstlük kuralına uygun olarak kullanmalıdır. Dürüstlük kuralı ise, kişinin bir olayda namuslu, dürüst ve makûl bir insanın sergilemesi gereken tavrı sergilemesidir. Aksi hâlde, hakkın kötüye kullanıldığı sonucuna ulaşılır. Hakkın kötüye kullanımını ise hukuk düzeni korumaz.

Haklar, hukuki işlemlerle kazanılır ve kaybedilir. Hukuki işlem, tarafların hukuki bir sonuç doğurmak kastıyla yapmış oldukları işlemlerdir. Bu işlemler, türlerine göre çeşitli geçerlilik şartları barındırabilirler. Bu şartları taşımayan bir işlem geçersiz sayılacağından, ortada korunacak bir hak da olmayacaktır. Fakat bazı hâllerde, iyi niyet de varsa, hukuken geçersiz olan bir işleme rağmen hak geçerli bir işlem varmış gibi kazanılabilecektir. Ancak bunun istisnaları sınırlı olup anca kanunlarda öngörülebilen hâllerde geçerli olabilecektir.

Haklar genelde iki halde korunur. Bunlardan biri devlet tarafından koruma olup genelde yetkili makamlara müracaat ile etkin hale getirilir. Diğer hal ise devlet korumasının geciktiği hallerde kişinin kendi eliyle haklarını korumasıdır. Bunlara örnek olarak meşru müdafaa, kuvvet kullanma ve zorunluluk hali gibi örnekler verilebilir. Şimdi kişilerin hak kaybına uğradıkları takdirde hangi hak arama yoluna nasıl başvuracaklarına bir bakalım.

  1. Hak Arama Yolları

Hakların korunması denince genellikle akla ilk gelen hakların hukukî olarak, daha özel olarak da yargı yoluyla korunmasıdır. Ne var ki, haklar sadece hukukî-yargısal yoldan değil, fakat aynı zamanda siyasî (teşriî) ve idarî yollardan da korunabilir. Hakların korunması, her şeyden önce, pozitif hukukun insan haklarına uygun hale getirilmesini, kamu görevlilerinin -özellikle polis ve jandarmanın- insan hakları bilinciyle donatılmasını ve yargı mercilerinin pozitif hukuku insan hakları öncelikli bir perspektiften yorumlayıp uygulamalarını gerektirir. Bunların yanında, resmî eğitim müfredatının ve eğitim kurumlarının ortamının insan hakları anlayışıyla bağdaşık olması ve eğitim personelinin insan hakları duyarlılığına sahip olması insan haklarının korunması bakımından zorunludur. Bu bağlamda hak aramanın buna ilişkin başvuru yollarının tam ve etkin biçimde tanınmasıyla mümkün olabilmektedir.

Anayasa’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”; “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine 4709 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrasında, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” kuralı yer almış; 40. maddenin 2. fıkrasının gerekçesinde, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk hâline geldiği belirtilmiştir.

Anayasa’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinde ise “Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir…Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.” kuralına yer verilmiştir.

Dolayısıyla gereke ulusal gerekse uluslararası hukuk açısından çeşitli hak arama yolları vardır. Ancak bunlar ilk elden kişilerin kendi haklarını kendilerinin elde etmesini sağlamamakta. Öncelikle devlet eli ile daha özel olarak yargı yolu ile elde edilmesini gerektirmektedir.

3.Sosyal Medya

Sosyal medyanın en kısa tanımını yapacak olursak ilk aklımızda gelen kavram “paylaşmak”tır. Sosyal medya, kullanan kişilerin paylaşım yapmalarına olanak sağlayan, kişisel veya kurumsal sayfalar aracılığıyla dijital içerik oluşturup, fikrinizi, olaylara bakış açınızı, düşüncelerinizi, günlük yaşamanızı, nerede olduğunuzu, fotoğraflarınızı, reklamlarınızı veya yaşadığınız önemli bir olayı çevrenizdeki insanlara ulaştırabilen online bir ağdır.

Günümüz dijital çağında birçok insan veya kurum sosyal medyayı aktif olarak kullanmaktadır. Bu sayede bilgiye hızlı erişim kolaylaşmaktadır. Kullanıcılar içerikleri, haberleri, makaleleri, fotoğrafları haber veya blog sitelerine girmeden sosyal medya aracılığıyla görebilmekte, görüşlerini yine sosyal medya araçları ile yansıtabilmektedir.

Sosyal medya platformlarının genel mantığı paylaşmaktır, böylece insanlar kolayca görüşlerini, fikirlerini, fotoğraflarını, videolarını veya nerede olduklarını İnternet ortamından paylaşabilirler. Ayrıca kişiler yine bu mecralarda işletme reklamlarını, çeşitli haberleri veya görüşlerini belirttikleri yorumlar yapabilirler.

Günümüzde çok büyük bir güç haline gelen sosyal mecralar, insanlar hızlı bir şekilde olaylardan haberdar olarak tepkilerini veya beğenilerini sunabildikleri gibi, yardım kampanyaları düzenleyerek sosyal sorumluluk projeleri yürütebilmektedir. Günümüzde çok sayıda sosyal medya ağı olsa da bazıları dünya çapında çok büyük kullanıcı kitlesine sahiptir. Dünya genelinde en çok kullanılan sosyal paylaşım siteleri ise Facebook, Twitter, Youtube, Instagram, LinkedIn, Snapchat ve Foursquare’dir.

Sosyal medyadan sonra insan hayatında birçok şey değişmeye başladı. Sosyal medyada varolan içerik kullanıcı tarafından oluşturulduğundan yaratıcılık önem kazanmaya başladı ve katılım çağı doğdu. Medya’nın içeriğini üreten ve medyayı izleyen arasındaki katı ayrım ortadan kalktı. Bu oluşuma bağlı olarak değişim hızı arttı. İnsanlar için inovatif olmak ve yeniliklerde başı çekmek önem kazandı. Gerçekler değil fikirler önem kazandı, objektif olmak değil içten olmak önemli hale geldi.

Sosyal medya yeni bir ilişkiler ağı ve iletişim jargonu ortaya çıkardı. Bir müstear ismin arkasına saklanmış olmanın verdiği özgüven bireylere muazzam bir ifade özgürlüğü bahşetmiş, insanlar bilinçaltının derinliklerinde mahsur kalmış duygu ve düşünceleri rahatlıkla ifade edebilir hale getirmiştir. Ancak bunun yanında mahremiyet duygusunu köreltme gibi birtakım olumsuz özelliklerinden de bahsedilmektedir.

Ebeveynlerle çocukları arasındaki iletişim yönü değişti. Ebeveynler şimdiki teknolojik şartlara yakın şartlarda doğan çocuklarının öğrenme hızlarına yetişemedikleri için bazı şeyleri çocuklarından öğrenmeye istekli hale geldiler. Bu öğrenme sonucunda sosyal medyaya daha yatkın hale gelen ebeveynler, çocuklarıyla sanal ortamı paylaşmaya başladılar ve çocuklarının arkadaş çevrelerini de bu yolla daha yakından tanıma olanağına kavuştular.

Sosyal medya kullanımında içerik ekleyen her birey eşit olduğundan demokrasi fikrinin insanların kafasına yerleşebilmesi için uygun ortam sağlanmaktadır. Bu sayede sosyal medya platformlarının kullanıcıları özgürce fikirlerini aktarabilme imkânı bulmaktadır. Bu durum, kişilerin İnternette öne sürdükleri düşüncelere, paylaşımlara, tanıdıkları olsun olmasın, diğer kişilerin yaptıkları yorumlar ve geri bildirimlerle bir sosyal etkileşim ortamı ve giderek sanal cemiyetler oluşturmaktadır. Batı dünyasının sürekli olarak teknolojik gelişmeleri demokrasiyi yaygınlaştırıcı araçlar olarak pazarlaması, baskıcı rejimlerin İnternet üzerindeki faaliyetlerini sadece İnternet sitelerini kapatmak veya İnternet sitelerine erişimi yasaklamaktan çıkarıp, sosyal paylaşım sitelerini protestocuları takip etmekten tutun, kendi propaganda sitelerini kurmaya kadar genişleyen bir yelpazede pozisyon almaya yöneltebilmektedir. Dolayısıyla sosyal medya artık alternatif bir hak arama yolu haline geldi. Aşağıda hak arama yolları ile sosyal medya arasındaki ilişki ele alınacaktır.

  1. Hak Arama Mücadelesi ve Sosyal Medya

Sosyal medya; kişilerin internet üzerinde birbirleriyle yaptığı diyaloglar ve paylaşımların bütünüdür. Gelişen teknoloji ve internet erişiminin kolaylaşmasıyla beraber dünyada internet ve sosyal medya kullanımı gitgide artıyor. Sosyal medya yaşamımızın her alanında olduğu gibi hukuk alanında da kendisine yer bulmuştur. Hukuk biliminin dalları içerisinde ise şüphesiz sosyal medya ile en çok etkileşim içerisinde olan dal ceza muhakemesi hukukudur. Hak aramanın en etkin kullanıldığı hukuk dallarından biri ceza hukukudur. Peki sosyal medya ile ceza hukuku nasıl bir etkileşim içerisindedir?

Ceza muhakemesi, ceza hukukunun ihlal edildiği iddiasının doğruluğunun araştırılması faaliyetidir. Ceza muhakemesi; bir suç işlenip işlenmediği işlenmişse failin veya faillerin kim olduğu, ceza sorumluluklarının bulunup bulunmadığı, sorumluluğun bulunması durumunda fail(ler) hakkında hükmedilecek yaptırımın türü ve miktarının belirlenmesi, infaz edilebilir bir yaptırımın ortaya konulması amacıyla yapılan bir dizi faaliyetten oluşmaktadır.

Sosyal medya ise kişilerin internet üzerinde birbirleriyle yaptığı diyaloglar ve paylaşımların bütünüdür. Gelişen teknoloji ve internet erişiminin kolaylaşmasıyla beraber dünyada internet ve sosyal medya kullanımı gitgide artıyor. Araştırma sonuçlarına göre; dünya nüfusunun yüzde 53’ünü oluşturan 4 milyar 200 bin kişi internet kullanıyor. Sosyal medya kullanıcılarının toplam nüfus içerisindeki payı ise yüzde 42.

Ocak 2018 itibariyle 3 milyar 190 bin sosyal medya kullanıcısı bulunmaktadır. Ülkemizde ise bu oran nüfusun yüzde 63’üdür. Yani ülkemizde 51 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı bulunmaktadır. Sosyal medya kullanıcı sayısının bu denli artması insanların; fikirlerini, düşüncelerini, yaşadıklarını, gördüklerini, toplumsal olayları ve bu olaylar karşısındaki tepkilerini söz konusu platform aracılığı ile geniş bir kitleye ulaştırabilmelerini sağlamıştır. Bu denli geniş ve konu sınırlaması olmayan bir ortamda insanların kendilerini ifade edebilmeleri ve istediklerini paylaşabilmeleri ile sosyal medyanın tamamıyla yaşamımızın her alanına girmesini sağlamıştır.

Sosyal medya yaşamımızın her alanında olduğu gibi hukuk alanında da kendisine yer bulmuştur. Hukuk biliminin dalları içerisinde ise şüphesiz sosyal medya ile en çok etkileşim içerisinde olan dal ceza muhakemesi hukukudur. Ceza muhakemesi hukuku insanların temel hak ve hürriyetlerine müdahaleyi gerektiren işlemler barındırmaktadır. Anayasamızın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilerek temel hak ve hürriyetleri sınırlayabilecek işlemlerin yalnızca kanunla düzenlenebileceğini belirtmiştir.

Ceza muhakemesi işlemlerinden temel hak ve hürriyetlerin özüne en çok müdahale eden işlem hiç şüphesiz tutuklama işlemidir. Anayasanın 19. maddesine göre “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.” Tutuklama bir cezalandırma biçimi değil bir koruma tedbiridir. Bu yüzden tutuklama bir peşin cezalandırma müessesi olarak kullanılmamalıdır.

Sosyal medya bu koruma tedbirinin uygulanmasında son zamanlarda adından sıkça söz ettirmeye başlamış durumdadır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi adaletin mülkün temeli olması nedeniyle toplum hukuksal olaylara daha büyük ilgi göstermekte ve adil olmadığını düşündüğü kararlara, olaylara çok çabuk ve büyük reaksiyonlar göstermektedir.

Haklarında tutuklama kararı verilmeyen şüpheli veya zanlıların sosyal medyada oluşan tepkiler, yayınlanan videolar veya fotoğraflar nedeniyle haklarında tutuklama kararı verilmesine sıklıkla şahit olmaktayız. Sosyal medyanın etkisiyle tutuklama şartları oluşmadığı için serbest bırakılan şüpheli veya zanlılar serbest bırakılmalarının ardından çok kısa bir süre sonra tutuklanabilmektedirler. Bu eylem toplumun vicdanını rahatlatsa da adalete olan güveni sarsarak kişilerin temel hak ve özgürlüklerine belki de şartları oluşmadan müdahale etmektedir.

Peki neden bir olayın sosyal medyada trend olması o olay hakkındaki yargı kararını değiştirmektedir? Bu soruya verilebilecek çeşitli cevaplar vardır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi ülkemiz nüfusunun %63’ü aktif sosyal medya kullanıcısıdır. Ve günümüzde teknolojinin hayatımıza kattığı akıllı telefonlar sayesinde istenilen her yerde söz konusu platformlara ulaşılmaktadır.

Sonuç olarak bu durum, Türkiye’deki yargının durumunun yargıya yakışır bir durum olmadığını gösteriyor. Biz buna ‘toplumsal baskı’ ya da ‘sosyal alarm’ deriz. Fakat adalet hiçbir baskıyı kabul etmez. Sosyal alarmla yargının etkilenmesi Türkiye’de çokça karşımıza çıkıyor. Şu anda toplum bunu çok güzel bir durum olarak görüyor. Bazen ben de ‘bu çok güzel oldu’ değerlendirmesini yapıyorum. Ama bu, Türkiye’de yargının ve hukuk devleti işleyişinin hiç olmadığını gösteriyor. Dün o suçu işlediği iddia edilen kişiyi bırakıyorsun, ardından sosyal medyadaki havaya bakıp utanıyorsun ve ertesi gün yakalama kararı çıkarıp tutukluyorsun. Bu olabilecek bir şey değil. Türkiye’de hukuk devleti sayılabilecek bir tarafın kalmadığı, yargının yargı olmadığı ve adaletin de asla sağlıklı işlemediği, herkesin de bunu bildiği, o sebepten de sosyal medyayı kullanarak mecbur bırakmaya dönük bir tutum izlendiği görülüyor. Ama ‘mecbur bıraktılar’ ile adalet sağlanmaz. Siz sadece yüreğinizi ferahlatmış olursunuz. Sağlıklı bir hukuk devletinde ‘sosyal alarm’ yasaklanır, yasaklanması gerekir. Şu anda yargımız olmadığı için, siz de biz de o sosyal alarmdan yararlanmaya çalışıyoruz. Bu durum engellenmezse linç hukuku getirir ve çok tehlikeli olur.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

AdaletMedya İnstagram Hesabımız
ads