• DOLAR
    6,8164
    %0,10
  • EURO
    7,4404
    %0,21
  • ALTIN
    379,89
    %0,37
  • BIST
    8,3237
    %0,21
Akgün BİLGİN
Akgün  BİLGİN
mailadresi.gizlidr@adaletmedya.net
Alman Hukukçu Eğitimi Yasası
  • 14 Mayıs 2020 Perşembe
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Almanya bugün ABD, Japonya ve Çin’in ardından en büyük dördüncü ulusal ekonomidir. Öyle ki, Çin’in ardından dünyanın en çok ihracat yapan ikinci ülkesidir. Bir ihracat şampiyonu olan ülkede kazanılan her 4 Euro’nun 1’inden fazlası ihracattan, her 5 iş olanağının 1’inden fazlası da doğrudan ve dolaylı olarak dış ticaretten gelmektedir. Böylesi bir ticari hacme sahip olan Almanya, Avrupa Birliği’nin can damarıdır.

Alman ekonomisi ile gündelik hayat ve yaşama kültürünün korunması temelinde iyi bir adalet sistemi vardır. Özellikle hâkimlerin ve savcıların verdikleri karar içeriğinin kaliteli olması ve bu kararların kamuoyunda genel kabul görmesi de halka büyük güven vermektedir.

Almanlar bilimde, sanatta ve ticarette ilerlemenin yolu “Hukuku Bilmekte ve Hukuka Saygılı Olmakta” yatmakta olduğunu çok iyi bilmektedir.

Almanya’nın 14. Yüzyıla dayanan modern hukuk eğitimi günümüzde “Alman Hukukçu Eğitimi Yasası” ile hukuk öğrenimi korunmakta; “Alman Hakim Seçim Yasası”, “Alman Yardımcı Adalet Memurları Yasası” gibi yasalarla da staj eğitimine ve mesleğe giriş, çalışma usul ve esaslara ilişkin genel kurallar belirlemiş ve bu amaçla ülkede “Tek Tip Hukukçu” eğitimi esas alınmıştır.

 

Üniversitelerin adalet meslek yüksekokulları ve dokuz sömestr eğitim alan hukuk fakültesi öğrencileri, eğitimlerinin sonunda uzmanlık alanlarına göre girdikleri birinci devlet sınavını kazandıktan sonra; iki yıllık uzun, zor ve disiplinli staj dönemlerinin sonunda ikinci devlet sınavını kazanmaları halinde “Diplomalı Hukukçu” olarak mezun olurlar.

 

Almanya’daki hukuk fakültelerinin eğitimlerinin çok zor olmasına rağmen fakülte öğrencilerinin az bir kısmı bu sınavlarda başarılı olmaktadır. Başarılı olanlar meslek edinmek için tekrar devlet sınavlarına girerek %7’si avukat, %3’ü noter / hâkim / savcı ve %90’ını da adli hizmet uzmanı ile yardımcı adalet memurları olmaktadır. %3’lük kısımda bulunan hâkim ve savcılar en az yirmi yıllık hâkim ve savcılık yaptıktan sonra elli yaşına girince 1. Derece Hâkim, Savcı olabilmekte ve istisnai durumlar haricinde bu kadroda en fazla onyedi yıl çalışabilmektedirler. Bu yüzden Almanya’da hukukçuların saygınlığı doktorlarla benzer bir düzeyi paylaşmaktadır.

 

Almanya’nın adalet sisteminde hâkim ve savcılar, adli hizmet uzmanları ve yardımcı adalet memurları federal kanunlarla birbirlerinden bağımsız çalışmaktadırlar. Bu sistemde hâkim ve savcılar, hiyerarşik olarak adli hizmet uzmanları ve yardımcı adalet memurlarından üstün değildir. Çünkü adli hizmet uzmanları bağımsız olarak bir nevi hâkim ve savcıların yardımcısı olarak gözükse de adliyelerin idari, mali, sosyal, cezaevi, personel, teknik, disiplin ve hukuki işlerini yürüten yardımcı adalet memurları gibi mesleki yasaları bulunmaktadır.

 

Sistem içerisinde her erk, kendi alanlarına yoğunlaşarak profesyonelleşmiştir. Bu aynı zamanda beraberinde doğal olarak da kalite ile kendi kadrolarında uzmanlaşma ve otokontrolü de getirmektedir. Bu yakalanan kalite ve sağlanan bağımsızlık, makul bir zaman içinde adil, hukuk odaklı bir karar verme sürecini gerektiren bir kalitedir. Almanya’da özellikle hâkimlerin ve savcıların bağımsızlığı bir ayrıcalık ya da kendi içinde bir amaç olarak değil, onların karar verme süreçlerinde tarafsızlığı sağlamaya yönelik bir araç olarak görülmektedir.

 

Almanya devasa büyüklükte hukukçu eğitim sistemi, yargı sistemi ve enstitü araştırma bütçesine sahiptir. Eğitim ve yargı sistemi içerisinde iyi bir insan kaynağı planlaması ve personel yönetimi bulunmaktadır. Fiziki binalar, teknik alt yapı servis sağlayıcılarından daha ziyade yukarıda belirttiğim gibi hâkimlerin ve savcıların verdikleri karar içeriğinin kaliteli olması ve bu kararların kamuoyunda genel kabul görerek halka büyük güven vermesinin sürdürülebilirliği ve toplam kalite yönetimi esastır.

 

Hukuk devletinin vazgeçilmezleri olan adil, etkin ve güvenilir bir yargının varlığı ve idarenin hukuka bağlılığı, hukuk eğitiminin sağlıklı ve ihtiyaçlara uygun yürütülmesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu yüzden Federal Parlamento (Bundestag) 01/07/2003 tarihinde çıkardığı Alman Hukukçu Eğitimi Yasası (Gesetz zur Reform Der Juristenausbildung) ile hukuk öğrenimine, staj eğitimine ve mesleğe girişe ilişkin genel kurallar belirlemiştir. Çünkü Almanya çoğu bilim alanında dünyada sözü geçen, hatta lider konumunda bir ülkedir. Hukuk bilimi söz konusu olduğunda da diğer bilim alanlarındaki önderliğine sahiptir.

 

Günümüzde, Latin Amerika’dan Asya Kıtası’na çoğu ülke Alman hukuk doktrinini ve bu doktrin ışığında karar veren Alman Yüksek Mahkemesi içtihatlarını yakından takip etmekte, burada üretilen teorileri ve çözümleri kendi ülke hukukları açısından örnek almaktadırlar.

 

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti, medeni hukuktan ceza hukukuna Alman Kanun ve içtihatlarını örnek almakta, kullanmaktadır. Hukuk bilimi söz konusu olduğunda, dünyaya yaptıkları bu önderliğin iyi bir hukuk eğitiminden geçtiği açıktır.

 

Almanya’nın hukuk bilimindeki lider konumunun yanı sıra tüm dünya tarafından bilinmekte olan başka bir özelliği de, hukukun üstünlüğüne en önem veren devletlerden ve halklardan birine sahip olmalarıdır.

 

“Berlin’de hâkimler var.” deyişi bu ülkede hukuk sistemine duyulan derin inancı ifade etmiş, bu söz hukuk devletini konu alan kitaplarda örnek olarak gösterilmiştir. Hiç şüphesiz bu deyiş, üniversitelerde verilen hukuk eğitiminin ve bu eğitim sonucunda ortaya çıkan bilincin eseridir.

 

Almanya’daki üniversite eğitiminin başarısı, orta öğretimde verilen eğitimin sağlamlığında yatmaktadır. Alman orta öğretim sisteminin sonunda, öğretim hayatlarındaki toplam 13. yılına giren öğrenciler, eyaletlere göre son sınıfta yapılan beş ayrı merkezi sınava girmekte ve bu sınavları veren öğrenciler “Arbitur” adlı en yüksek lise diplomasına sahip olmaktadırlar.

 

Almanya’da orta öğretimden “Arbitur” derecesiyle mezun olan öğrenciler üniversitede okuma hakkına sahip olmaktadır. Bu hakka sahip olan öğrenciler, üniversitelere başvurup, üniversiteler tarafından kabul edildikleri takdirde, 9 sömestrden oluşan ve Almanya’nın her eyaletinde farklı sistemde eğitim verebilen hukuk fakültelerinde okumaya hak kazanırlar.

 

Almanya’da hukuk fakültelerinde okumak tıp fakültesinde okumak kadar zorlu bir süreç olarak algılanmakta, hukukçuların saygınlığı bu nedenle doktorlarla benzer bir düzeyi paylaşmaktadır. Bu nedenle Almanya’da hukuk fakültelerine kabul almak zor olup, sınavlarda en yüksek başarıları kazanmış öğrenciler hukuk fakültelerinde okuma hakkı kazanmaktadırlar.

Almanya’nın eyaletlerine veya üniversitelerine göre değişen hukuk eğitimindeki farklılıklar ise büyük farklılıklar olmayıp, bu farklılıklar çoğunlukla verilecek derslerin sırası ve sınıflarıyla ilgilidir. Almanya’daki hukuk eğitiminin ayrıntılarına geçmeden önce, çok önemli olan bazı hususları değinme gereği vardır.

 

Bu hususlar üniversitelerin öğrencilere sunduğu imkânları içermektedir. Bu hususlardan en önemlisi, Alman üniversitelerindeki geniş akademik kadrodur. Böylelikle daha fazla ders açılabilmekte ve bu açılan dersler mevcut bulundukları hukuk dalının daha özelleşmiş konuları üzerinden verilebilmektedir. Böylece öğrenciler daha fazla ders seçme imkânına sahip olmakta, kredilerini özerk bir şekilde farklı derslerle doldurabilmekte ve uzmanlaşa bilmektedirler.

 

Bu durum aynı zamanda öğrencilerin mevcut ders şubelerinde sayıca yoğunlaşmalarını da önlemektedir. Böylelikle daha çok dersle ve şubede, daha az öğrenciye, daha etkin, yoğun ve derinlemesine eğitim verilebilmektedir.

Aynı zamanda akademisyen sayısındaki bolluk, akademisyenler arasında üniversitenin iş yükünün paylaşılmasını sağlamakta bu da akademik kadronun iş yükünü azaltıp akademik faaliyetlere yoğunlaşmalarına fırsat vermektedir.

Değinilmesi gereken diğer bir husus da, üniversitenin öğrencilere araştırmalarını yapmak için iyi imkânlar sunmasıdır. Almanya’da her fakültenin çok büyük ve geniş kaynaklı kütüphaneleri vardır. Bu kütüphaneler aynı zamanda elektronik veritabanları bakımından da zengindir.

Almanya’da Eğitim sistemi söz konusu olduğunda üstünde durulması gereken hususlardan biri de, Alman Üniversitelerinin dünyaya son derece açık oldukları gerçeğidir. Örneğin Freiburg Üniversitesi’nde sadece hukuk fakültesine bir dönem içinde, Harvard, Cambridge gibi çok ünlü üniversitelere mensup akademisyenler dahil olmak üzere öğretim üyeleri konuk olarak gelerek ders anlatmış, kolokyum ve sempozyum vermişlerdir.

 

Öğrencilerin de bu akademik faaliyetlere son derece ilgili olduklarının da altını çizmek gerekir. Bu sayede Alman hukuk öğrencileri ve akademisyenleri kendi idealist felsefelerinden farklı olarak, başta faydacı felsefenin eseri Anglosakson Hukuk Sistemi dâhil olmak üzere, çeşitli hukuk sistemlerini ve anlayışlarını tanıyıp tartışabilme imkânı bulabilmektedir.

 

Yukarıda belirttiğimiz tüm bu hususlar, hukuk eğitimi alan öğrencilerin sığ hukukçular olarak kalmalarını engellemekte, meslekleriyle ilgili akademik derinlik kazanmalarına neden olmaktadır. Hukuk öğrencilerinin meslekleriyle ilgili derinlik kazanmalarının başlıca bir nedeni de aşağıda değineceğimiz zorlu hukuk eğitimi sistemidir.

 

Alman hukuk eğitimi sisteminde öğrenciler sayıca fazla ve nitelikçe ağır birçok sınavdan geçmek durumundadırlar. Örneğin, 4 sömestr sonunda başarılması beklenen (sömestr sayısı eyaletlere göre değişebilmektedir) “Zwischenprüfung” olarak adlandırılan bir aşamayı (Prüfung) hukuk fakülteleri şart koşmaktadır.

 

Bu aslında, Türk eğitim sistemi açısından bakıldığında kelime anlamıyla bir sınav olarak tanımlanamaz. Daha net bir tanımı, çok sayıda sınavdan oluşan, kredi toplamanın sonunda gerçekleştirilecek, sınavlar toplamının başarıyla geçilmesi halinde başarılacak bir hedef olarak verilebilir.

 

Bunun yanında üç ana dalda, yani ceza hukuku, kamu hukuku ve medeni hukuk dallarında yazılması beklenen 25–30 sayfalık ödevler verilir. Tatilleri sırasında öğrenciler ilk dört sömestr süresince hem sınavlardan geçip belli kredileri toplamak, hem de tatillerde bu ödevleri (Hausarbeit – veyahut tez olarak adlandırılabilir) yazmak suretiyle orta / ara sınav dönemi olarak adlandırabileceğimiz (Zwischenprüfung) adlı aşamayı geçmeye çalışır.

 

Ek olarak, tatiller süresince 4 hafta sürecek olan 3 çeşit mesleki staj yapma zorunluluğu vardır. Bu stajlarda biri, bir avukatın yanında, diğeri alanına göre bir mahkemede ve bir diğeriyse isteğe bağlı herhangi bir kamu dairesinde (örneğin belediyede, karakolda ya da parlamentoda) gerçekleştirilebilir.

 

Yukarıda değindiğimiz “Hausarbeit” adi verilen yaklaşık 25–30 sayfalık tezler öğrencilere verilen bir olayın çözülmesini, ulaşılan bu çözüm ve hukuki yolları hakkında yazılan bir rapordan oluşmaktadır. Hukuk fakültesinin kütüphanesinden ulaşılabilen mahkeme kararları doğrultusunda ve yazılmış şerhlerin (Kommentar) ışığında yazılan bu raporlar profesörlere teslim edilir ve toplamda 18 puan üzerinden verilen bir notla değerlendirilir.

 

“Zwischenprüfung” dönemi bittiği zaman, esas alan/dersler (Hauptstudium) dönemi başlar.Zwischenprüfung döneminde küçük krediler (Kleine Scheine) toplanırken, bu dönemde büyük krediler (GroßeScheine) toplanmaktadır. Aslında sistem yine aynıdır. Yine sınavlardan geçilir ve tatillerde ödevler bitirilir. Ama bu aşamada raporların içeriği daha kapsamlı ve zordur.

 

Öğrencilerin, hem doktrin, hem yargı kararları hem de alanlarının felsefesi hakkında daha fazla yetkinleştikleri, bilgi sahibi oldukları kabul edilir.Öğrencilere sömestr başına üç sınava giriş imkânı sunulur. Bu üç sınav ders başına açılmaktadır Örnek olarak, bir öğrenci, ceza hukuku dersinin “GroßSchein”ini almak istiyorsa, bu üç sınavdan en az ikisine girmeli ve en az bir tanesinden başarıyla geçmelidir ve tatilde aynı dersin kapsamında sunulması beklenen ev ödevini (Hausarbeit) yazmış olmalıdır.

 

Bu ev ödevleri bilimsel çalışmanın temel adımlarını öğretmektedir ki bu imkâna Türk üniversitelerinde öğrenciler yüksek lisansta kavuşabilmektedirler. Bu ödevler sayesinde hukuk fakültesi öğrencileri mahkeme kararlarını araştırıp, konularıyla bağlantılı olanları bulmayı, şerhlerden (Kommentar) yararlanarak çalışmayı, tartışmalı konuları inceleyip sonuca bağlamayı öğrenir. Hem uygulama hem de bilimsel metodoloji hakkında bilgi sahibi olurlar.

 

“Zwischeprüfung” döneminin aksine, öğrencilere son derece zorlu bir dönem olan “Hauptstudium” dönemi için süresiz zaman sunulur. Ama yine de bu dönem, vasat bir hukuk öğrencisi için ortalama 2 ya da 3 sömestr sürer.Bu dönemde (Hauptstudium) başarısız olunması, yani kalınması halinde öğrenci Almanya’da hukuk okuma şansını yitirmektedir.

 

Öğrenci hiç bir Alman hukuk fakültesine başvuramaz ve süreçlerini yeniden tekrar etmek suretiyle mezun olmayı umamaz. Ama bu ağır yaptırım sadece son süreç olan, anadal (alan, kurs) olarak adlandırabileceğimiz “Hauptstudium” dönemi için geçerlidir.

 

Önceki dönem olan “Zwischeprüfung” döneminde öğrenci istediği kadar sınavdan kalabilir, gelecek okul döneminde yeniden şansını deneyebilir. Ama bu süreçler sırasında öğrenciden sadece hukuk derslerinden değil, hukukçular için sunulan yabancı dil “Fremdsprachschein” gibi hukuk dışındaki alanlardan da eğitim alması beklenir.

Hauptstudium dönemi sonrasında, bir Alman hukuk öğrencisi için devlet sınavları (Staatsexamen) hazırlığı başlar ve bu hazırlık dönemi yaklaşık bir ya da bir buçuk yıl sürer. Devlet sınavları toplamda altı tanedir. Bu sınavlardan üçü medeni hukuk, ikisi kamu hukuku (öffentliches Recht), biriyse ceza hukuku alanından olmak üzere her biri beşer saatlik sınavlardan oluşur.

 

Devlet sınavları aşaması isminin belirttiği gibi öğrencilerin üniversiteleri tarafından değil de, devlet tarafından sınandıkları bir sınavdır.Yani bir anlamda, Alman Devleti, öğrencileri sınava tabi tutmakta ve öğrencinin yeterliliği, mezun olup olmayacağı hakkında karar vermektedir.

Bu yüzden, devlet sınavına girene kadar üniversite hayatı boyunca öğrencinin topladığı tüm krediler, alınan dersler, yazılan ödevler sadece öğrencinin devlet sınavına girebilmesi için gereken koşullardan ibarettir. Kendi başlarına bir değer taşımamaktadırlar.

Almanya’daki hukuk fakültelerinin eğitimlerinin çok zor olmasına rağmen fakültelerin öğrencilerinden az bir kısmı bu sınavlarda başarılı olmaktadır.

Araştırmacı Yazar Akgün BİLGİN

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?