• DOLAR
    5,9448
    %0,15
  • EURO
    6,5556
    %-0,17
  • ALTIN
    300,45
    %0,76
  • BIST
    7,7755
    %-0,22
Uluslararası Hukuk Kurultayı Yoğun Katılım İle Sona Erdi

Uluslararası Hukuk Kurultayı Yoğun Katılım İle Sona Erdi

Ankara Barosu tarafından bu yıl 11. düzenlenen Uluslararası Hukuk Kurultayı, 12 Ocak 2020 Pazar günü, “Sosyal politikalar ve kent”, “Kültürel miras ve ekolojik haklar”, “Lİberal hakların ötesi”, “Sosyal haklar”, “Mülteci haklar”, “Adil yargılanma hakkı ve müdafilik”, “İnsan hakları mücadelesinde hukuk örgütlerinin, STK’ların ve basının rolü” konulu oturumlar  ile sona erdi.


Ana konuşmacı olarak katılımlarından dolayı Yazar/iletişimci/siyasetçi Zeynep Altıok Akatlı, Düzce Barosu Başkanı Azade Ay, Bilecik Barosu Başkanı Halime Aynur, TMMOB Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Kocaeli Barosu Başkanı Bahar Gültekin Candemir, Sinop Barosu Başkanı Hicran Kandemir, ses sanatçısı Haluk Levent, Sırbistan Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Jasmina Miltinovic, Trabzon Barosu Başkanı Sibel Suiçmez ve gazeteci Gökçer Tahincioğlu’na teşekkür belgelerini, Ankara Barosu Başkanı Av. R. Erinç Sağkan takdim etti.

Kurultayımızın son gününü, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Av. Asude Şenol, İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, Aydın Barosu Başkanı Av. Gökhan Bozkurt, Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bektaş Şarklı, Yalova Barosu Başkanı Av. Fedayi Doğruyol, Kayseri Barosu Başkanı Av. Cavit Dursun izledi.


Kurultaya, Ankara Barosu Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Başkan Yardımcısı Av. Aşkın Demir, Genel Sekreteri Av. Kemal Koranel, Saymanı Av. Hava Orhon ile Yönetim Kurulu üyelerinden Av. Özgen Hindistan, Av. Zafer Doğan Bilgin, Av. Meltem Akyol, Av. Güzin Tanyeri, Av. Çağrı Eryılmaz, Av. Burcu Mine Gargın ve Av. Cem Aksu ile çok sayıda meslektaşımız katıldı.

Ayrıca Ankara Barosu 11. Uluslararası Hukuk Kurultayı önceki dönem baro başkanlarımızdan Av. Sadık Erdoğan anısına düzenlenen “Stajyer Avukatlar Hukuk Posteri Yarışması”nda dereceye giren Stajyer Avukat meslektaşlarımıza plaketleri verildi.

Birinci olan 12. Gruba Ankara Barosu Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, ikinci olan 4. gruba Genel Sekreteri Av. Kemal Koranel, üçüncü olan 13. gruba Saymanı Av. Hava Orhon plaketlerini takdim etti. Dereceye giremeyen stajyer avukat meslektaşlarımıza ise teşekkür belgelerini, Ankara Barosu Başkanı R.Erinç Sağkan verdi.


Tüm kurultay boyunca emeği geçen mihmandar stajyer avukat meslektaşlarımıza, kurultay düzenleme kuruluna, kurultayın sunumunu yapan ve emeği geçen avukat meslektaşlarımıza teşekkür belgelerini, Ankara Barosu Başkanı Av. R. Erinç Sağkan verdi.

 

Ankara Barosu’nun Uluslararası Hukuk Kurultayı’nın 3. Gününe İlişkin Bilgi ve Haberler;

Ankara Barosu tarafından bu yıl 11. düzenlenen Uluslararası Hukuk Kurultayı, 11 Ocak 2020 Cumartesi günü yapılan 9 ayrı oturumla devam etti.

Bilkent Otel ve Konferans Merkezi’nde devam eden kurultayımızda, “İnsan haklarının korunması, kolluk faaliyeti ve insan onuru”, “Düzensiz göçmenler açısından denizde insan hakları”, “Gemi adamları açısından denizde insan hakları”, “Avrupa insan hakları koruma mekanizmalarına eleştirel bakış”, “Avrupa insan hakları mahkemesi usul sorunları”, “Geçmişten geleceğe baroların insan hakları merkezlerinin işlevleri rolleri”, “İnsan haklarının korunmasında ulusal mekanizmalar”, “Gökkuşağının altında hepimize yer var mı?- 1”, “Gökkuşağının altında hepimize yer var mı?- 2” konulu oturumlar gerçekleştirildi.

 

Kurultaya, Ankara Barosu Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Başkan Yardımcısı Av. Aşkın Demir, Genel Sekreteri Av. Kemal Koranel, Saymanı Av. Hava Orhon ile Yönetim Kurulu üyelerinden Av. Özgen Hindistan, Av. Zafer Doğan Bilgin, Av. Meltem Akyol, Av. Güzin Tanyeri, Av. Çağrı Eryılmaz, Av. Burcu Mine Gargın ve Av. Cem Aksu ile çok sayıda meslektaşımız katıldı.

Ankara Barosu’nun Uluslararası Hukuk Kurultayı’nın 2. Gününe İlişkin Bilgi ve Haberler;

Ankara Barosu tarafından bu yıl 11. düzenlenen Uluslararası Hukuk Kurultayı, 10 Ocak 2020 Cuma günü yapılan 11 ayrı oturumla sürdü.

Bilkent Otel ve Konferans Merkezi,’nde devam eden kurultayımızda, “Türkiye’de insan haklarını savunmak”, ” İnsan hakları felsefesi”, “Türkiye’de feminist hak savunuculuğu ve toplumsal cinsiyet eşitliği aktivizmi”, “Toplumsal cinsiyet ve temel haklar”, “Hak temelli hukuki aktivizm ve sosyal değişim için yeni yöntemler”, “Özgürlük ve güvenlik çatışması”, “Devlet suçluluğu, insan hakları ve ceza hukuku”, “Güvenlikçi devlet ve insan hakları”, “Hak öznesi olarak avukatlık”, “Adalet nöbetleri”, “Avukatların hakları” konulu oturumlar yapıldı.
Kurultaya, Ankara Barosu Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Başkan Yardımcısı Av. Aşkın Demir, Genel Sekreteri Av. Kemal Koranel, Saymanı Av. Hava Orhon ile Yönetim Kurulu üyelerinden Av. Özgen Hindistan, Av. Zafer Doğan Bilgin, Av. Meltem Akyol, Av. Güzin Tanyeri, Av. Çağrı Eryılmaz, Av. Burcu Mine Gargın, Av. Cem Aksu ve çok sayıda meslektaşımız katıldı.

Ankara Barosu’nun Uluslararası Hukuk Kurultayı’nın 1. Gününe İlişkin Bilgi ve Haberler;

Ankara Barosu tarafından bu yıl 11. düzenlenen Uluslararası Hukuk Kurultayı 9 Ocak 2020 Perşembe günü başladı.
Ankara Barosu’nun “İnsan Hakları ve Hak Savunuculuğu” konulu 11. Uluslararası Hukuk Kurultayı, Bilkent Otel ve Konferans Merkezi’nde açılış töreniyle start aldı.
Kurultayda, Ankara Barosu Başkanı Av. R. Erinç Sağkan ve  CHP Ankara Milletvekili/ Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Levent Gök açılış konuşmalarını yaptı.
Ankara Barosu Barosu Başkanı Sağkan şöyle konuştu:

“Değerli Meslektaşlarım, Kıymetli Katılımcılar ve Basın Mensupları,

“İnsan Hakları ve Hak Savunuculuğu” konulu Ankara Barosu 11. Uluslararası Hukuk Kurultayı’nı açmanın gururu içerisinde hepinize hoş geldiniz diyorum.

Kurultayımıza katılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sayın Levent Gök’e burada bulunmaları nedeniyle teşekkür ediyorum.

Bugün konuşmamda, sizlere tarih boyunca insanlık onuru üzerinde yükselmiş varlığımızın kutsallığına ilişkin bilindik değerlerin tekrarını yapma niyetinde değilim. Biliniz ki bu değerler, en çok varlığımızla taş koyduğumuz adaletsiz düzenlerin mimarları tarafından bilinmektedir. Varlığımız; tarih boyunca her zaman kaostan, krizden, sömürüden ve haksızlıktan beslenen düzenlere ve o düzenlerin “güçlülerine” rahatsızlık vermiştir. Bu tarihüstü rahatsızlık, bizim varlık sebebimizdir ve dünya durdukça da var olmaya devam edecektir.

İbn Haldun “Coğrafya kaderdir” derken haklıysa eğer, biliyoruz ki; kaderi değiştirmeye muktedir tek şey bilimin kendisidir. Bu yüzden biliniz ki; bilimin ışık olacağı bu Kurultay, Ankara Barosu olarak katıldığımız toplumsal davalar kadar önem arz etmektedir.

“İnsan Hakları ve Hak Savunuculuğu” konulu kurultayın yapılacağı bu ve salonun konuşlandığı coğrafya; kanına, hüznüne, trajedisine doygundur. İnsan hakları ve hak savunuculuğu konulu bu Kurultay, bu sebeple özünde bir “hayatta kalma yöntemi”dir. Bizler, hak savunucusu sıfatlarımızla attığımız adımlar kadar oynattığımız kalemlerin geleceğimize ışık olacağının farkındayız ve bu yüzden bugün burada cübbelerimizi çıkarıp kalemlerimizle tarihe iz bırakmak için toplandık.

Ben konuşmama, öncelikle Kurultay’ın yapıldığı coğrafyadan bahsederek başlamak; insan haklarının ve hak savunuculuğunun özünde nasıl bir “hayatta kalma yöntemi” olduğundan ve “yokluğunun trajedisi”nden bahsetmek  isterim.

Bugün insan hakları ve hak savunuculuğunu konuşacağımız bu coğrafya, kocası ve kocasının ailesi tarafından işkence yapılarak tuvalete kilitlenen ve bulunduktan hemen sonra açlıktan ölen, henüz 24 yaşındaki Melek’in ülkesidir.

Burası, Ayaz Bebek’in doğduğu coğrafyadır. İsmiyle müsemma Ayaz Bebek’in, bu yüzyılda, soğuktan donarak öldüğü.

Bir çocuğunun eline kurutma makinasını verip diğer çocuğunu ısıttırırken içeriki odada sessizce kendini asan Emine Akçay’ın da ülkesidir burası.
Burası, zorla lağım temizlettirildiği için mikrop kapıp ölen ve ölmeden önce son sözü “Beni unutmayın” olan ve hiçbir zaman unutmayacağımız taşeron işçi Zafer Açıkgözoğlu’nun ülkesidir.

“Yaşamama izin vermediler” diyerek geriye bir video bıraktıktan sonra intihar eden trans kadın Eylül Cansın’ın ve yakılarak öldürülen Hande Kader’in coğrafyalarıdır bu coğrafya. Ve cinsel yönelimi yüzünden babası tarafından sokak ortasında başından vurularak öldürülen Ahmet Yıldız’ın.

Tacizcisini göreceği duruşmadan önceki gece korkudan kalp krizi geçirerek ölen 8 yaşındaki Yağmur bu ülkede büyüyemedi.

15 yaşında, hayatında sadece bir fotoğrafı olan Ahmet Yıldız’ın çocuk bedeni, bu ülkede makinaya kapıldı. İşverenine yapılan taksit sayısı, cep telefonu alırken yapılan taksit sayısından fazlaydı.

Bir yuva bulsa isimleri olacak ama bulamadıkları için öldürülmüş, tecavüz edilmiş, işkence edilmiş, kolları kesilmiş, demirlere asılmış kedi ve köpeklerin de ülkesidir burası.
Ve atların. Adalarda, senelerdir gözlerimizin önünde açlıktan, susuzluktan ve yorgunluktan bayılan güzel atların, artık o atlar kadar güzel ve masum olmayan ülkesidir.

Kıyılmış zeytinliklerin, kurutulmuş göllerin, ranta açılmış ormanların, sular altında bırakılmış Hasankeyf’in, beton dökülen Göbeklitepe’nin coğrafyasıdır.

Yapılan haksızlıklara daha fazla dayanamayarak intihar süsü verilmiş örgütlü bir cinayete kurban giden Didem Yaylalı’nın hiç adalet dağıtamadığı topraklardır buralar.

Onurlu subay Ali Tatar’ın intihar süsü verilmiş bir başka cinayetle canının alındığı, iftiraların iddianame olup can aldığı, özgürlük aldığı coğrafyadır burası ve aynı kumpas davaları sürecinde cüzam gibi bir belayı bu ülkeden temizleyen hayalci ve idealist doktor Türkan Saylan’ı kaybettiğimiz, çok özlediğimiz.

Bu kurultayın on kilometre ötesinde Uğur Mumcu’yu öldürdükleri,
Sokakları Necip Hablemitoğlu, Muammmer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok ve Turan Dursun ve onlarca Cumhuriyet şehidinin kanlarıyla kırmızıya boyalı.

Burası, yemek kartında bir lira kırk kuruş kalan, gittikçe çürümekte olan bir toplumda zorbalığa maruz kalan ve artık daha fazla bizimle yaşamamayı seçen Sibel Ünli’nin bundan bir hafta önce 20 yaşında terk etiği topraklardır.

Bir avukat odasının adını gencecik yaşında haciz mahallinde katledilen Avukat Cengiz Kaya’dan aldığı ülkedir burası ve meydanında barış isterken bir bombayla katledilen meslektaşımız Uygar Coşgun’un.

Ve coğrafya Tahir Elçi’nindir,
Tahir Elçi, bu coğrafyanın.

Ve ne yazıktır ki, trajediler sadece bu coğrafyayla da sınırlı değildir. Bir veba salgını gibi gezegeni saran kaos hali tüm insanlığın sorunudur.
Bu konuşmanın yapıldığı tam şu anda bir kıta yanıyor. Yangının tamamen söndürülmesine kadar bir milyar canlının hayatını kaybedeceği öngörülüyor.

Polis şiddeti her yerde. Şili’de, Fransa’da, İspanya’da, Peru’da, İran’da.
Serisi çekilmiş ve çoktan modası geçmiş bir korku filminin zorlama tekrarı gibi, bir dünya savaşının eşiğindeyiz.

Artık daha kirli, daha şiddetli, neo-liberal politikalarla, biçim değiştirmiş yeni sömürgecilikle, sömürüyle, zorbalıkla ve hukuk kıyafeti giymiş polis devletlerinin güç gösterileriyle bezenmiş bir dünyada; tüm renklerimizden, dillerimizden, coğrafyalarımızdan ve hayallerimizden arınarak tüm insanlıkla birlikte kaosta eşitleniyoruz.

İşte bu yüzden, sadece bizlerin değil tüm gezegenin kurtuluşu tüm sınırlardan ari bir şekilde insan hakları ve hak savunuculuğudur, insan onurudur, eşitliktir, hukuk devletidir; türcülüğün son bulması ve doğanın kurtuluşudur.

Ben biraz da geçen Kurultay’dan sonra yaşadıklarımızdan bahsetmek isterim.

Aradan geçen 2 seneye, başka ülkelerin takviminde belki yüzyıllara tekabül edecek yıkımlar ve trajediler sığdı.

Geçen Kurultay’dan bu yana, ülkenin rejimi değiştirildi.
Habis bir tümör gibi senelerdir ülkenin her kademesini saran ve sarmasına göz yumulan katil terör örgütü FETÖ’nün dünya durdukça lanetlenecek artıkları ve ardılları ile devletin her kademesinde savaşmak zorunda kalındı. Girdikleri yeri çürüten bu zihniyetin geçmişimize, bugünümüze ve geleceğimize verdikleri zarar, tarihin en karanlık ve lanetli sayfalarında yer alacaktır.

Diyanet, kız çocuklarının 9; erkek çocuklarının 12 yaşında evlenebileceğine dair fetva verdi.
Fetvayı verenler devlet görevlisiydi. Yer yerinden oynamadı. Oynamalıydı.
“Bir vekil beni dinleseydi kendimi yakmayacaktım” diyen bir işçi kendini TBMM önünde ateşe verdi.
Avukatların, akademisyenlerin ve gazetecilerin tutuklanma oranı tacizcilerden ve hatta katillerden fazlaydı.
Çorlu’da tren kazasında 24 kişi hayatını kaybetti. Oğuz Arda Sel’in minik bedenini iki parça halinde annesine teslim ettiler. Kimse, halen, inatla sorumluları bilmiyor.
Dört kardeş, ekonomik problemlere daha fazla dayanamayarak siyanürle hayatlarına son verdi.

Bir baba, aynı siyanürle, aynı sebeplerle önce ailesini katletti sonra intihar etti.
Çocuğuna bir pantolon alamamayı gururuna yediremeyen İsmail Devrim, kendini astı. Urganı, bir pantolon parasıydı.

Akademisyenler üniversite çatıları altında öldürüldüler. Ceren Damar Şenel’in bedenindeki bıçak yaralarını bir “bilim yuvası”nda saydılar. Katiliyse bizim hakkımızda suç duyurusunda bulundu. Bahanesiyle; onurla, mutlulukla ve kötülere karşı durduğumuz “yer”in verdiği gururla hepinize arz ederim.
Yazlık Saray için Okluk Koyu’nda 50 bin ağaç kesildi. Yok edilen ağaçlara; o ağaçlar üzerindeki kuş yuvaları dâhildi.

Sadece iki senede 1264 kadın katledildi.

Emine Bulut’un son sözü “Ölmek istemiyorum”du. Kanı, kızının üzerine bulaştı. O sırada kızıysa “Anne, ölme!” diye bağırıyordu. Annesi, öldü.
Siteler’de sigortasız ve karın tokluğuna çalıştırılan 8 Suriyeli işçi yanarak hayatını kaybetti. Ölümleri, ulusal basının büyük bir kısmında kendine yer bulamadı. Çünkü onları haber yapacak gazeteciler hapsedilmişlerdi.

Rabia Naz’a ne oldu?

2017’den bu yana sadece iki senede yaprak döktük, dallarımız kırıldı ancak biliniz ki toprağa daha çok kök saldık.

Kurultay’ın yapıldığı coğrafyadan ve geçen Kurultay’dan sonra yaşanılanlardan çıkardığımız ders; cübbelerimizin sadece mesleklerimizi icra ederken giydiğimiz evrensel bir giysi olmadığıdır

Zira açıktır ki, biz, Avrupalı meslektaşları gibi çoktan yerleşmiş bir hukuk sisteminde mesleklerini icra eden avukatlar değil, o hukuk sisteminin insan haklarına yaraşır şekilde inşası ve devamı için mücadele vermek zorunda kalmış ve tartışması yüzyıllar önce bitmiş en temel evrensel değerler için boğazları patlarcasına bağırmak zorunda kalan hak savunucularıyız.

Bizim için “adalet”; zaten çoktan var olan ve konumu tartışmasız, hayata yaygın bir ide değil, uğruna gerekirse özgürlüklerimizden ve hatta hayatlarımızdan ödün vermek zorunda kaldığımız, bu ülkenin karış karış her toprağında cübbelerimizde “nöbetini” tuttuğumuz kutlu davamızdır.

Bizler; hak için, özgürlük için, adalet için, belli bir kişiye ya da zümreye iltimas geçilmesin diye gece ve gündüz, sabah ve akşam, yedi gün, 24 saat gözlerini bir saniye dahi kapatmaması gereken, varlıklarıyla hâkimleri ve savcıları sıradan kamu görevlileri olmaktan azat ederek yargıyı yargı yapan kutsal savunmayız.

Bizler, adliyeler arasında koşturur, bir türlü teamülü oluşturtulmamış ve hatta olan teamülü de yıkılsın diye delik deşik edilmiş bir hukuk sistemini hiç yılmadan, inadına ayakta tutan tarafız.

Adliyede ve sokakta, madende, katledilen ormanlarda, yıkılmış şehirlerin miraslarında, Anıtkabir’deyiz ama asla herhangi bir iktidara ait çatının altında değiliz.
Bize ne devlet ki, tüm bunları yapmaya muktediriz. Tarihin her yerindeyiz. Her yerinde olduğumuz tarih, kuşkusuz ki bizleri gelecek nesillere, gecenin en karanlık olduğu noktada elimizde fenerlerle adaleti ararken anlatacaktır.

Tüm bunları yaparken yöntemimiz bilimdir. Bu sebeple bugün, diğer her günden daha önemlidir. Zira biz, “Ben; manevi miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.” diyen bir Ata’nın, manevi mirasçıları olmaya ant içmiş evlatlarıyız.

Önümüzdeki dört gün boyunca sadece oturum başlıklarını dahi saysam  dakikalarca vaktinizi almam gereken 36 oturum başlığıyla güneşin altında tartışılmadık hukuki sorun bırakmayacağız.

Başta, bu Kurultay’ın meydana gelmesinde hayati katkıları olan, sunumlarıyla bize ışık tutacak Sayın Konuşmacılara ayrı ayrı teşekkür ederim.
Ve Kurultay’ın meydana gelmesinde insanüstü emeği olan Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyelerine, Kurultay’ın Düzenleme Komitesi’ne, Bilim Kurulu’na, Kurultay’da görev alan stajyer avukat meslektaşlarım ile Baro personeline ve bu Kurultay’ı varlıklarıyla anlamlı kılan dinleyicilere Ankara Barosu’nun her üyesi adına sonsuz şükranlarımı sunarım.

Birimiz diğerinin önünde olmadan, omuz omuza ve sonsuza kadar bilimin izinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Açılış töreninin ardından “Hak, ifade özgürlüğü ve insan haklarının yerelleşmesi”, “İnsan haklarının evrenselliğinin eleştirisi”, “Olağanüstü halde yargıç-savcı yargılamaları”, “OHAL’DE sivil ölüm ve koruma mekanizmaları”, “Şirketler ve insan hakları”, “Hakikat ve demokrasi”, “Avukatlık pratiği”, “Hak savunucuları”, “Vergilendirme” konulu oturumlar gerçekleştirildi.
Kurultaya, Ankara Barosu Başkan Yardımcısı Av. Aşkın Demir, Genel Sekreteri Av. Kemal Koranel, Saymanı Av. Hava Orhon ile Yönetim Kurulu üyelerinden Av. Özgen Hindistan, Av. Zafer Doğan Bilgin, Av. Meltem Akyol, Av. Güzin Tanyeri, Av. Çağrı Eryılmaz, Av. Burcu Mine Gargın ve Av. Cem Aksu ile çok sayıda meslektaşımız katıldı.

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?