• DOLAR
    7,9340
  • EURO
    9,2997
  • ALTIN
    484,65
  • BIST
    1,1722
Uyuşturucu ve Uyuşturucu Madde Suçları

Uyuşturucu ve Uyuşturucu Madde Suçları

Uyuşturucu madde, beden ve ruh hareketsizliğine neden olan sinir merkezlerinde durgunluk meydana getiren maddelerdir.[1] Dünyada ve ülkemizde son birkaç yüzyılda uyuşturucu madde kullanımı yüksek hızda ilerlemiş ve birçok devlet için küresel bir sorun hale gelmiştir. Uyuşturucu madde ticareti, ekonomik anlamda fazla gelir getiren bir iş olduğu için birçok kişi hatta birçok devletler bu maddelerin ticareti ile para kazanmış ve kazanmaya da devam etmektedir. Birçok ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de uyuşturucu madde kullanımına yasak getirilmiş ve bu maddelerin kullanımına, satımına, ithal ve ihracına ve imaline karşı kanun koyucu cezai normlar düzenlemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, ülkemizde uyuşturucu madde suçları ile ilgili düzenlenmiş en güncel normları içermektedir. Makalemizde uyuşturucu madde suçlarını daha çok pratik yönleriyle tasnif edip, uygulamaya yönelik yargıtay kararları ile düzenlemiş bulunmaktayız.

  1. TCK md.188/1 kapsamında uyuşturucu ve uyarıcı madde ithal, ihraç veya imal

                        ‘’Madde 188- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve ikibin günden yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.’’

                        TCK md.188/1 uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin ruhsatız ve ruhsata aykırı olarak imal, ithal ve ihracını düzenlemiştir. Uyuşturucu madde ticareti suçundan ayrım yapılarak imal, ithal ve ihraç hallerinde alt sınır olarak yirmi yıl belirlenmiştir. Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı imal, ithal veya ihraç etmek bu suçun seçimlik hareketleridir. Bunun sonucu olarak seçimlik hareketlerin bir ya da birkaçının gerçekleştirilmesi ile suç tamamlanır.

TCK md.188/3 ile md.188/1’in ayrımı somut olaylara iyi uygulanması gerekir. Çünkü mevcut yasamızda uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun alt sınırı 10 yıl iken suç vasfı imal, ithal ya da ihraçla alakalıysa alt sınır 20 yıl olmaktadır. Ceza hukukunda her olay oluş ve cereyan tarzına göre değerlendirilir. Olayın oluş ve cereyan tarzı suç vasfının doğru tespitini, su vasfının doğru tespiti ise olaya uygulanacak ceza maddelerinin doğru tayinini gerektirir.

Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin 21/05/1992 tarihli ve 5557/6015 sayılı kararında ‘’kenevir bitkisinin sapçık ve yapraklarının kurutulup ufalanarak toz haline getirilmesi, teknik yöntemi gerektirmeyen basit bit işlem olduğu gibi, maddenin kimyasal yapısında değişiklik de saptanmadığından esrar imal etme sayılamaz…’’ yönünde düşüncesini belirtmiştir.[2]

İthal suçunun oluşabilmesi için uyuşturucu maddelerin ülkemiz sınırları içerisine girmiş olması gerekir. Birçok somut olayda uyuşturucu maddeler henüz ülke sınırlarına girilmeden ele geçirilmiş ve tutanak altına alınmıştır. Bu durumlarda mahkemenin mutlaka olay mahalline keşif düzenleyerek uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği yeri somut olarak tespit etmesi gerekir. Çünkü uyuşturucu maddelerin ülkeyeye girmemesi TCK md.35 kapsamında teşebbüs hükümlerinin uygulanabilirliğini söz konusu edecektir. Aynı şekilde ihraç suçunun oluşabilmesi için de uyuşturucu maddelerin ülke topraklarından çıkarılmış olması gerekmektedir. Uyuşturucu maddelerin ülkeden çıkışına hazır vaziyete getirilmesi yine teşebbüs hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek, yalnız başına TCK md.188/1 kapsamında uyuşturucu madde ihraç suçunu oluşturmayacaktır.

III. TCK md.188/3 kapsamında uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçu

                        (3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.(1)(2) (Ek cümle: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz.

                        Uygulamada en çok karşılaşılan uyuşturucu madde suçlarından en başında geleni  TCK md.188/3 kapsamında uyuşturucu madde ticareti suçudur. Uygulamada bir olayın uyuşturucu ticareti olduğuna yönelik tespitin bazı kriterleri mevcuttur. Mahkeme bu kriterlerin tamamını değerlendirip delillerle fiilleri ilişkilendirerek hüküm verme cihetine gitmelidir.

Uyuşturucu madde ticaretinde en önemli delillerden bir tanesi şahsın üzerine verilmiş ifade olup olmadığıdır. Yakalanan şahıstan uyuşturucu aldığını beyan eden, PVSK md. Ek md.6 kapsamında hukuka uygun bir şekilde teşhis eden ve olayı somut bir şekilde anlatan tanık dosya kapsamında önemlidir. İfade veren kişinin birden fazla olması da uyuşturucu madde ticareti

isnadını kuvvetlendiren delillerin başında gelecektir. Bir diğer önemli husus şahsın üzerinde yakalanan uyuşturucu maddelerdir. Uyuşturucu maddelerin satışa hazır şekilde fişekler halinde olması, miktar olarak Yargıtay’ın belirlediği yasal kullanım sınırının üzerinde olması dosya kapsamında önem arz etmektedir. Şahsın evinde yapılan aramada bulunan hassas terazi, uyuşturucu maddeler üzerindeki parmak izleri, şahısların üzerindeki çıkan uyuşturucu maddelerdeki parmak izleri kül olarak değerlendirilir ve böylece karar verilir. Toparlanan deliller her türlü şüpheden uzak, somut ve inandırıcı nitelikte olmalıdır. Ceza hukukunun en evrensel ilkelerinden birisi olan Şüpheden Sanık Yararlanır ilkesi tam da bu noktada çok önemlidir. Şahıs üzerinde uyuşturucu madde ticareti yaptığına yönelik somut ve inandırıcı deliller bulunmadan cezalandırma cihetine gitmek bu ilkenin göz ardı edilmesidir.

Yargıtay 20.Ceza Dairesi’nin 2017/987 Esas, 2019/2706 Karar ve 06/05/2019 tarihli kararında ‘’ Sanık …. hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin incelemesinde; kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın tüm aşamalardaki ısrarlı savunmalarının aksine atılı suçu işlediğine ilişkin; diğer sanık …’ın soyut beyanlarından başka, her türlü kuşkudan uzak, mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi; kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bozulmasına’’ şeklinde karar vermiştir. Yargıtay’ın vermiş olduğu karardan da anlaşılacağı üzere şahıs hakkında sadece bir diğer şahsın soyut beyanları uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu yükleyemeyecektir. Mahkeme heyeti birçok somut delil ışığında bu kararı vermelidir.

Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin 2014/4191 Esas, 2019/2386 Karar ve 29/04/2019 tarihli kararında ‘’ Sanık …’ın iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmelerin kendisine ait olmadığını savunması karşısında, ses kayıtlarının getirtilip dinletilerek sanıktan seslerin kendisine ait olup olmadığının sorulması, kendisine ait olmadığını söylediği takdirde ses örneklerinin alınarak belirtilen konuşmalardaki seslerin sanığa ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi’ne veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması, durumunun tayin ve takdiri gerekirken diğer delillerle birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması’’  sebebiyle bozma kararı verilmiştir. Uyuşturucu madde suçları ile ilgili uygulamada en sık karşılaşılan durumlardan bir tanesi bu karardaki olaydır. Failin üzerinde herhangi bir uyuşturucu madde ele geçirilmemiş sadece iletişim tespit tutanakları mevcut haldedir. İletişim tespit tutanakları başlı başına bir delil olarak değerlendirilemez. Bunlar birer yan delil niteliğindedir ve yan delillerin hükme esas alınabilmesi için bir diğer başka delillerle desteklenmesi gerekir. Tape kayıtlarının duruşma esnasında mutlaka sanığa dinletilmesi ve tek tek ona ait olup olmadığının sorulması gerekir. Sanığın bunu kabul etmemesi halinde uzman bir kuruluşa ses analizi yaptırılarak şüphenin giderilmesi gerekir. Bu işlemler yapılmadan verilen yerel mahkeme kararlarının büyük bir kısmı Yargıtay nezdinde bozularak tekrar yargılama yapılması için gönderilmektedir.

 

  1. TCK md.35 kapsamında uyuşturucu suçlarında teşebbüs

                                    ‘’ Madde 35- (1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.’’

TCK md.188/3 kapsamında uyuşturucu ticareti yapma ve TCK md.188/1 kapsamında uyuşturucu madde imal, ithal ve ihraç suçları teşebbüse elverişli suçlardandır. Teşebbüs hükümlerinin uygulanması için kişi bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icra hareketlerine başlamış olması gerekir. Uyuşturucu madde suçlarında çok önemli bir madde olmasına rağmen uygulamada yapılan savunmalarda dikkate alınma oranı bir o kadar düşüktür.

 

‘’(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.’’

                                   Teşebbüs hükümlerinin uygulanması karar verildiğinde uyuşturucu madde suçları kapsamından verilecek olan cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilmesi gerekir. Bu oran mahkeme heyetinin takdirine bırakılmıştır. Uygulanabilirlik açısından çok önemli bir hükümdür. Çünkü çoğu uyuşturucu madde suçlarında yargılanan kişiler ticaret ya da imal, ithal ya da ihraç gerçekleşmeden kolluk kuvvetleri tarafından yakalanmaktadır. Yani suçu işlemek için icra hareketlerine başlamış ancak elinde olmayan sebeplerden dolayı suçu tamamlayamamıştır.

Teşebbüs hükümleri ile ilgili Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin 2014/4792 Esas, 2018/1135 Karar ve 06/02/2018 tarihli kararında ‘’Sanığın hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyet kararı verilen diğer sanık …. ile sanık …’e vermek üzere uyuşturucu madde satın almak için anlaştığı, sanık …’in uyuşturucu maddeyi teslim etmek üzere Kocaeli’ne geldiği, ancak uyuşturucu maddenin teslim edilemeden yakalandığı; böylece sanığın eylemine uyan ‘’başkalarına temin amacı ile uyuşturucu madde satın alma’’ suçunun ‘’teşebbüs aşamasında’’ kaldığı dikkate alınarak TCK’nın 35.maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi’’ sebebiyle yerel mahkemenin kararının bozulmasına karar vermiştir. Somut olayda da görüleceği üzere sanık suçun işlenmesi yönünde icra hareketlerine başlamış ancak elinde olmayan sebeplerle suçu tamamlayamamıştır. Bu durumda TCK md.35’in uygulanarak cezasında dörtte bir ile dörtte üç arasında takdiri indirim yapılması gerekirken yerel mahkeme bunu gözetmeden karar vermiştir.

Yine konuyla alakalı Yargıtay 20.Ceza Dairesi’nin 2015/13597 Esas, 2015/3983 Karar ve 03/10/2018 tarihli kararında ‘’ 20/11/2011 tarihli arama tutanağı, iletişim tespitine ilişkin tutanak içerikleri ve dosyadaki diğer belge ve bilgilerden; sanığın suç konusu uyuşturucu maddenin alıcısı konumunda olduğu, tarafların satım konusunda anlaştıkları, ancak uyuşturucu maddenin henüz sanığa teslim edilmeden görevlilerce diğer sanık …’da ele geçirildiğinin anlaşılması karşısında, sanığın ‘’uyuşturucu madde satın alma’’ suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı dikkate alınarak, cezasından TCK’nın 35. maddesinin 2. fıkrası uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi’’ nedeniyle yerel mahkemenin kararı bozulmuştur. Bu olayda da TCK md.191 kapsamında uyuşturucu madde satın alma suçunun teşebbüs hali düzenlenmiştir. Sadece uyuşturucu ticareti veya imal, ithal veya ihraç hallerinden değil uyuşturucu

 

madde kullanma ya da satın alma suçu yönlerinden de teşebbüs hükümlerinin uygulanabilirliği kanun açısından mümkündür. Uygulamada birçok yerel mahkeme teşebbüs hükümlerini dikkate almamakta ve bu hususu değerlendirmeden karar verme cihetine gitmektedir. Bu şekilde verilen karar usul ve yasaya aykırılık teşkil etmektedir.

  1. TCK.md 61-62 ve TCK md. 3 kapsamında cezanın tayininde dikkat edilecek hususlar

Madde 3- (1) Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.

MADDE 61. – (1) Hakim, somut olayda;

  1. a) Suçun işleniş biçimini,
  2. b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
  3. c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
  4. d) Suçun konusunun önem ve değerini,
  5. e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
  6. f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
  7. g) Failin güttüğü amaç ve saiki,

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.

TCK md.61’de suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırının belirlenmesindeki ölçütler belirlenmiştir. TCK md.188 kapsamındaki uyuşturucu madde suçları kapsamında bu madde ciddi önem arz etmektedir. Çünkü yerel mahkemedeki somut bir olayda ağır ceza mahkemesi heyeti sanık hakkında cezalandırma cihetine giderken bu kurallar doğrultusunda cezasını belirleyecektir. Yine TCK md.3 doğrultusunda sanığa işlediği suç ile orantılı bir şekilde ceza verecektir. Özellikle bir suç hakkındaki ceza verilirken alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle bir hüküm kuruluyorsa bunun sebepleri mutlaka gerekçeli olarak belirtilmesi gerekir. Nitekim Yargıtay ilgili ceza daireleri gerekçesiz bir şekilde alt sınırdan uzaklaşmayı bir bozma sebebi sayacaktır.

TCK md.188/1-3 kapsamında alt sınırdan uzaklaşmayı gerektiren hallerden uygulamada en çok karşılaşılanı ele geçirilen maddenin miktarıdır. Ele geçirilen maddelerin miktarının fazla olması alt sınırdan uzaklaşma sebebidir. Örnek vermek gerekirse bir sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçu mahkeme heyeti tarafından sabit görülmüş olsun ve bu maddeler eroin maddesi olsun. Kanuni tanıma göre uyuşturucu madde ticareti suçunun alt sınırı 10 yıldır. Ele geçirilen maddeler eroin olduğu için bu kanunda bir nitelikli hal olarak sayılmıştır ve verilen cezanın yarı oranında arttırılması istenir. Bu sebeple verilecek asgari ceza 15 yıl olmaktadır.

Ancak ele geçirilen eroin miktarlarının alışan miktarlardan çok fazla olduğunu düşünmemiz gerekirse mahkeme heyeti takdiren alt sınır olarak 12 yıl belirleyebilecektir. Yine TCK md.188/4-a kapsamında nitelikli hal doğrultusunda yarı oranında arttırılarak 18 yıl olarak belirlenecektir.

Madde 62- (1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.

(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir.

                                   TCK md.62 uygulamada en çok karşılaşılan kanun maddelerinden birisidir. Mahkemenin fail hakkında mahkemedeki tutumu neticesinde verilen hükmü 1/6 oranında indirme yetkisi vardır. Yukarıdaki örneği devam ettirerek açıklamak gerekirse neticeten 18 yıl hüküm almış birisine TCK md.62 uyarınca indirim yapıldığında 15 yıl hapis cezası almış olacaktır. Verilen bu indirimin hüküm kısmına gerekçeli olarak açıklanması gerekmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2011/9-122 Esas, 2011/187 Karar ve 27/09/2011 tarihli kararında ‘’ yerel mahkemece sanığın cezasında takdiri indirim yapılmaması ve hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesinde gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı’’ sebebiyle bozulmasına karar verilmiştir. [3]

  1. CMK md.170/4-5 ve md.230 hükümleri kapsamında delillerin değerlendirilmesi ve hüküm verme esasları

                                   Madde 170 – (4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır. (5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.

                                   Uygulamada en çok ihlal edilen Ceza Muhakemesi Kanunu maddelerinden birisi de cumhuriyet savcısının görevlerini anlatan CMK md.170’dir. Cumhuriyet savcısı düzenlediği iddianamede mevcut delillerle fiilleri ilişkilendirerek açıklaması gerekir. Ancak çoğu zaman iddianameler sehven düzenlenmektedir. Çoğu iddianamede hiçbir delil olaydaki eylemlerle ilişkilendirilmeden düzenlenmektedir. Bu durum duruşma savcısının vereceği mütala için de geçerlidir. Yine iddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülmelidir. Çoğu zaman sanık lehine olan hususlar belirtilmeden sadece aleyhine olan hususlar göz önünde bulundurulup iddianame düzenlemektedir. Her iki durumda Yargıtay nezdinde birer bozma sebebi olacaktır.

Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.

                                   CMK md.230 kapsamında sanık hakkında cezalandırma cihetine giderken delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi gerekir. Çoğu yerel mahkeme kararının hüküm kısmında bu maddeye dikkat edilmeden cezalandırma cihetine gidiliyor. Sanığa isnad edilen suçlama hakkında dosya kapsamındaki tüm deliller tartışılmalı, hukuka aykırı deliller ayrıca ve açıkça gösterilmeli ve en nihayetinde delillerle fiiller ilişkilendirilmelidir. Bu hususun da göz ardı edilmesi Yargıtay nezdinde birçok bozma kararına sebep olmaktadır.

Yargıtay 20.Ceza Dairesi 2017/117 Esas, 2019/2846 Karar ve 09/05/2019 tarihli kararında ‘’ Sanık …. Hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelemesinde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141/3, CMK’nın 34 ve 230/1 maddeleri gereğince hükmün gerekçe bölümünde sanık ….’ın lehindeki ve aleyhindeki delillerin belirtilmesi, bu kapsamda ele geçen uyuşturucu maddelerle ilgisi olduğuna ilişkin ve gerçekleşen somut olgularla bağlantısının reddedilenlerin belirlenmesi, ulaşılan kanıya göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, gerekçesiz olarak hüküm kurulması’’ bozma sebebi sayılmıştır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da göz önünde bulundurulduğu zaman CMK md.170/4-5 ve CMK md.230 hükümlerinin çok önemli olduğu ve hüküm verilirken mutlaka gözetilmesi gereken kurallar olduğu açıkça görülmektedir.

VII. TCK md.192/3 kapsamında uyuşturucu suçlarında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma kapsamı

Etkin pişmanlık Madde 192-

  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
  • Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.
  • Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.
  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/16 md.) Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279 uncu ve 280 inci maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz.

                                   Uyuşturucu madde suçlarındaki TCK kapsamında en önemli maddelerden bir tanesi de etkin pişmanlık hükümlerini kapsayan 192.maddedir. Uygulamada TCK md.192/3’ün uygulanabilirliği en çok tartışılan hukuki yorumlamalardan bir tanesidir. Uyuşturucu madde ticaretinde suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadar indirilir. Fıkrada belirtilmek istenen esas kural suçun meydana çıkmasına yardım etmektir. Fail, suçu işledikten mahkeme tarafından somut delil bulunmamasına rağmen suçunu ortaya çıkardığı zaman bile TCK md.192/3 kapsamında cezasında indirime gidilmesi gerekecektir. Bu konuyla alakalı yüzlerce Yargıtay kararı bulunmaktadır. Her olaya uygulanabilecek nitelikte bir normdur.

Yargıtay 20.Ceza Dairesi’nin 2015/10728 Esas, 2019/2511 Karar ve 22/04/2019 tarihli kararında ‘’ Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelemesinde; Kolluk görevlilerince düzenlenen Ev Arama ve El Koyma Tutanağı ile sanık …. ve hakkındaki mahkumiyet kararı kesinleşen …’ın anlatımlarından anlaşıldığı üzere, sanık … hakkında herhangi bir iddia ve delil olmadığı aşamada sanık … kolluk görevlilerine kiracı olarak kaldığı ikamette … ile …’un kaldığı odada uyuşturucu madde olduğunu beyan etmesi üzerine söz konusu adreste yapılan arama neticesinde sanık …’in, … ile kaldığı odada gardrop içerisinde 4 ayrı poşette sarılı toplamda 174.7 gram gelen esrar ve 1 adet metamfetamin ve MDMA etken maddelerini içeren tabletin ele geçirilmesi karşısında; sanık …’in uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım eden sanık … hakkında TCK’nın 192. Maddesinin 3.fıkrasının uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi’’ sebebiyle bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay 20.Ceza Dairesi’nin 2017/1717 Esas, 2019/3264 Karar ve 27/05/2019 tarihli kararında ‘’ Sanığın, hakkında diğer sanık …’in beyanından başka delil bulunmadığı aşamada, Suboxone hapları verdiğini kabul ederek, suçun ortaya çıkmasına hizmet ettiği dikkate alınarak hakkında TCK’nın 192/3 maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi’’ sebebiyle bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay 20.Ceza Dairesi’nin 2015/10481 Esas, 2019/405 Karar ve 16/01/2019 tarihli kararında ‘’Olay tutanağı içeriği ve tüm dosya kapsamına göre; suça konu uyuşturucu maddelerin ele geçirilmesinden sonra, sanık …’nin evinde sakladığı uyuşturucu maddenin diğer sanık …’a ait olduğunu beyan ederek …’ın suçunun ortaya çıkmasına; Sanık …’ında aleyhine mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığı aşamada suç konusu uyuşturucu maddeninlerin kendisine de ait olduğunu ve bir kısmını içeceğini ve bir kısmını da satacağını söyleyerek ikrarı ile kendi suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım ettiği anlaşıldığından, sanıklar hakkında TCK’nın 192. maddesinin 3.fıkrasında öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi’’ nedeniyle bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay 10.Ceza Dairesi’nin 4763/19466 Esas ve 29/09/2003 tarihli kararında ‘’ Uyuşturucu madde satmak suçundan yakalanmasından sonra, suçla ilgili olarak yapılan soruşturma sırasında ayrıca esrar kullandığını söyleyerek güvenlik görevlilerinin herhangi bir bilgisi bulunmadığı aşamada ikrarı ile bu suçunun ortaya çıkmasını sağlayan sanık hakkında TCK’nın 192.maddesinin uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi’’ sebebiyle bozma kararı verilmiştir.[4]

VIII. TCK. md.188/4-5 uyarınca uyuşturucu suçunda suçun nitelikli halleri

                                   Madde 188/4 a) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid ve türevleri veya bazmorfin olması, b) Üçüncü fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi, hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Madde 188/5 (Değişik: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır

Uyuşturucu madde suçlarında nitelikli halleri düzenleyen normlar TCK md.188/4 ve devamıdır. Uygulamada en çok görülen nitelikli haller ise 188.maddenin 4 ve 5.fıkralarıdır. 4.fıkranın en önemli kısmı ticarette kullanılan uyuşturucu maddelerin niteliğidir. Bu nitelikler kanunda sınırlı sayıda sayılmıştır. TCK md.188/4-a fıkrasında sayılan hallerde verilecek ceza yarı oranında arttırılmak suretiyle belirlenecektir. Yine TCK md.188/4-b fıkrasında belirtilen yerlerde uyuşturucu madde ticareti yaptığı tespit edildiğinde yarı oranında arttırım yapılarak ceza tesis edilecektir. Kolluk kuvvetlerinin olay yeri tutanakları bu konuda çok büyük önem arz etmektedir. Olayın tam olduğu yer kesin belirlenmelidir. Çünkü mahkeme bu tutanaklara göre nitelikli halleri göz önünde bulundurulup hüküm kuracaktır. TCK md.188/5 uyarınca suçun üç veya daha fazla kişi ile işlenmesi halinde ceza yarı oranda arttırılacaktır. Burada iştirak hali önemlidir. TCK md.37 delaleti ile failler arasında fikir ve eylem birliği tespit edilirse bu madde uygulanarak cezada arttırıma gidilecektir. TCK md.37’yi iyi yorumlamak gerekir. Çünkü failler bir nevi kader birliği içerisinde olması gerekir. Yardım eden sıfatında bulunmak birlikte faillik durumunu göstermez. Olası bir yardım eden durumunda TCK md.37 delaleti ile TCK md.188/5 uyarınca arttırıma gidilmesi usul ve yasaya aykırılık teşkil edecektir.

Yargıtay 20.Ceza Dairesi’nin 2018/3484 Esas, 2019/2463 Karar ve 18/04/2019 tarihli kararında ‘’ TCK’nın 188/5 maddesinin uygulanabilmesi için TCK’nın 188/3 maddesinde öngörülen seçimlik hareketlerden birinin üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi gerektiği, somut olayda sanıklar …’in işyerlerinde yakalanan uyuşturucuları birlikte satmak amacıyla bulundurdukları, sanık …’ın 19/04/2017 tarihli savunmasında diğer sanıklar Ahmet ve Bünyamin’in işlettiği lokantadan suç tarihinden önce de uyuşturucu satın aldığını, lokantanın aşağı katındaki lavabo kısmındaki çöp tenekesinin içindeki uyuşturucu satın aldığını ve buraya parayı bıraktığını, olay günü de aynı şekilde kendisinden ele geçirilen uyuşturucuları ve hassas teraziyi de bu şekilde 1200 TL karşılığında satın aldığını beyan ettiği, dosya kapsamına göre sanıkların TCK’nın 37.maddesi anlamında ‘’aynı yönde fiili birlikte gerçekleştiren’’ konumunda iştirak ettiklerine dair ve sanık …’ın anlatılan beyanının aksine her türlü kuşkudan uzak mahkumiyete yeterli, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığının anlaşılması karşısında sanıklar hakkında hükmolunan temel kez üzerinden, koşulları bulunmadığı halde, TCK’nın 188/5. maddesi uyarınca arttırım yapılarak fazla cezaya hükmedilmesi’’ bozma sebebi sayılmıştır.

  1. Suç vasının değişmesi ihtimaline binaen TCK md.191 uyuşturucu madde kullanma suçunun incelenmesi

                                   Madde 191- (Değişik: 18/6/2014 – 6545/68 md.) (1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

                                   TCK md.191 uyuşturucu kullanma ve bulundurma suçunu düzenlenmiştir. Maddenin içeriğinde uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişiler hakkındaki cezai normlar belirlenmiştir. Günümüz olaylarında birçok uyuşturucu ticareti olarak nitelendirilen kamu davaları yargılama sonucunda uyuşturucu kullanma suçuna dönüşmektedir. Bunun sebebi soruşturma aşamasında savcıların yeterli derecede soruşturma işlemlerini yapmayarak sehven iddianame düzenleme yoluna gitmeleridir. Dosya kapsamındaki deliller ışığında birçok şüpheli hakkında KYOK kararı verilmesi gerekirken usul ve yasaya aykırı şekilde iddianame düzenlenmektedir. Tabiri caizse ‘’gerekli araştırmayı mahkeme yapsın, onlar karar versin.’’ şeklinde bir çoğunluk mevcuttur. Ceza hukukundaki en tehlikeli sistem şüpheliden delile ulaşma sistemidir. Ceza muhakemesinde önce deliller toplanır buradan şüpheliye ulaşılır. Ancak uygulamada en sık görülen yanlışlardan birisi de bir şüpheli yaratılıp onun üzerinden delillere ulaşmaya yönelik olan çalışmadır. Etkin bir soruşturma sonucunda şüpheli hakkında yeterli delil bulunmazken verilecek olan KYOK kararı ceza hukukunun amaçlarına ulaşmasına çok daha fazla katkıda bulunacaktır.

Uyuşturucu madde kullanma suçunda dikkat edilecek en önemli husus Adli Tıp tarafından gönderilen kan ve idrar raporlarıdır. Bu raporlara göre ele geçirilen şahsın kanında ve idrarında uyuşturucu izine rastlanıp rastlanmadığı tespit edilecektir. Üzerinde az miktarda uyuşturucu çıkan ve kanında da beyanlarını doğrular nitelikte uyuşturucu maddeye rastlanan şahıs hakkında uyuşturucu ticareti yaptığına dair başka bir somut delil bulunmadığı sürece hakkında beraat kararı verilmesi gerekecektir.

                                               Yargıtay 10.Ceza Dairesi 04/03/2008 tarihli 874/3575 sayılı kararında ‘’Uyuşturucu maddenin ele geçiriliş şekli ile miktarı ve sanığın üzerinde ele geçirilen uyuşturucu maddeleri kullanmak için bulundurduğunu belirten savunmaları dikkate alındığında; hakkında uyuşturucu madde ticareti yaptığına ilişkin her türlü kuşkudan uzak, yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı, eyleminin TCK’nın 191.maddesinde yazılı, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması’’ şeklinde bir bozma kararı vermiştir.[5] Yukarıda bahsettiğimiz üzere sanık üzerinde uyuşturucu madde ele geçirilmiş, ancak ticarete yönelik herhangi bir somut delil bulunamadığından müvekkil hakkında TCK md.191 kapsamında uyuşturucu madde bulundurma suçundan cezalandırma cihetine gidilmesi gerektiği işlenmiştir. Uygulamada görülen birçok dosyada da her ne kadar iddianamede uyuşturucu ticareti yapma suçundan kamu davası açılmış olsa da yargılamanın sonunda suç vasfının değişerek TCK md.191 kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma veya bulundurma suçundan hüküm verildiği sıkça görülmektedir.

  1. Uyuşturucu madde suçları kapsamında hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi

Delillerin sınırsız biçimde elde edilebilmesi ve ceza uyuşmazlıklarının bu biçimde çözülmesi olacağının tanınması, birçok toplumsal ve kişisel değerlerin zedelenmesine yol açar. Bu bakımdan gerçeğin aranması ceza yargılaması alanında mutlak bir değer değildir. Ceza yargılaması da devlet ve toplum yaşamı içinde ahlaki ve hukuki değerler içindeki yerini ve sırasını almak zorundadır. Ceza yargılaması alanında ‘’her şeye rağmen gerçeğin bulunması’’diye bir ilke kabul edilemez.[6]

Her suç tipinde olduğu gibi uyuşturucu madde suçlarında da elde edilecek deliller hukuka uygun yollarla elde edilmiş olmalıdır. Hukuka uygun yolla edilmeyen deliller in mahkeme heyeti tarafından hükme esas alınması usul ve yasaya aykırılık teşkil edecek ve Yargıtay nezdinde bir bozma sebebi olacaktır. Hukuka aykırı bir yolla elde edilen delil aracılığı ile hukuka uygun bir delilin elde edilmesi de ceza hukuku sistematiğine terstir. Ceza hukuku hocalarının ‘’Zehirli ağacın, meyvesi de zehirlidir.’’ sözünden yola çıkarak bu yolla elde edilmiş değerlerinde hükme esas alınamayacağını belirtmemiz gerekir.

Uygulamada uyuşturucu madde suçlarında en çok karşılaşılan hukuka aykırı delillerden birisi arama ve elkoyma kararlarıdır. CMK md.116 ve 117’de bu kurallar düzenlenmiştir.

Şüpheli veya sanıkla ilgili arama Madde 116 – (1) Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.(1) Diğer kişilerle ilgili arama Madde 117 – (1) Şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla, diğer bir kişinin de üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir. (2) Bu hâllerde aramanın yapılması, aranılan kişinin veya suçun delillerinin belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak sağlayan olayların varlığına bağlıdır. (3) Bu sınırlama, şüphelinin veya sanığın bulunduğu yerler ile, izlendiği sırada girdiği yerler hakkında geçerli değildir.

                                   Yargıtay 20.Ceza Dairesi’nin 2017/1226 Esas, 2019/3373 Karar ve 29/05/2019 tarihli kararında ‘’ Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; 12/12/2012 tarihinde polislerin yol emniyet ve kontrol devriyesi ifa ettikleri esnada Düzce Güven firmasına ait … plakalı otobüsten inen sanıkların durumundan şüphelenilerek durduruldukları ve Denizli 2.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 09/12/2013 tarih 2013/604 D.İş sayılı önleme arama kararına istinaden sanıkların üstlerinde ve eşyalarında arama yapıldığı sanık …’ın çantasında yapılan aramada suça konu maddenin ele geçirildiği olayda, aramanın Yakalama ve El Koyma Tutamağında yazılı Denizli 2.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 09/12/2013 tarihli 2013/604 D.İş sayılı önleme arama kararına istinaden yapıldığı yazılmış ise de söz konusu kararın aslı veya onaylı örneğinin dosya içerisinde bulunmadığı dikkate alınarak’’ nedeniyle bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay 20.Ceza Dairesi’nin 2017/1680 Esas, 2019/3398 Karar ve 29/05/2019 tarihli kararında ‘’ Somut olayda durumundan şüphelenilerek durdurulan … plakalı araçta bulunan sanık …’ın olay yerinde yapılan detaylı üst aramasında, iç çamaşırının alt tarafındaki ağ kısmında gizlenmiş vaziyette beyaz kağıtlara satılı 15 adet uyuşturucu maddenin ele geçirildiği anlaşılmakla; yapılan aramaya ilişkin CMK’nın 116,117 ve 119.maddelerine uygun alınmış ‘’adli arama kararı’’ veya ‘’yazılı adli arama emri’’ bulunup bulunmadığının araştırılması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması.’’ nedeniyle bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay 20.Ceza Dairesi’nin 2017/1491 Esas, 2019/3300 Karar ve 27/05/2019 tarihli kararında ‘’ CMK’nın 217.maddesine göre; yüklenen suç hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan delillere dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir. Mevcut olayda, gizli soruşturmacının kamu görevlisi ya da adli kolluk görevlisi olup olmadığı belirlenerek, kolluk görevlisi ise tanık olarak dinlenmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, bu hususlar gözetilmeden hüküm kurulması’’ nedeniyle bozma kararı verilmiştir. Bu yargıtay kararında ise adli arama ve elkoyma kararlarından farklı olarak gizli soruşturmacı tartışılmıştır. Gizli soruşturmacının CMK md.139 kapsamında belirlenmesi ve bu kurallar çerçevesinde hareket etmesi gerekir. Aksi bir durumla suç tespit edilmiş olsa bile bu hukuka aykırı bir delil olacak ve hükme esas alınamayacaktır.

Hukuka aykırı bir delil olarak değerlendirilmesi gereken bir diğer husus teşhis işlemidir. Teşhis işlemi PVSK md. Ek 6’da düzenlenmiştir. ‘’Polis, olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir. Tanıklıktan çekinebilecek olanlar, teşhiste bulunmaya zorlanamaz. İşleme başlanmadan önce, teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa bağlanır. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gerekir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir numara bulundurulur. Teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesi gerekir. Teşhis işlemi en az iki kez tekrarlanır ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceği hatırlatılır. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konur. Şüphelinin fotoğrafı üzerinden de teşhis yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf veya aynı kişinin farklı fotoğrafları üzerinden teşhis yaptırılamaz. Değişik kişilerin fotoğraflarının aynı büyüklük ve özellikte olmaları gerekir. Teşhis işlemi tutanağa bağlanır.’’

                                   Yargıtay 16.Ceza Dairesi’nin 2017/2252 Esas, 2017/5483 Karar ve 04/12/2017 tarihli kararında ‘’a-) Tek fotoğraf üzerinden yapılan teşhisin PVSKnın ek 6. maddesine aykırı olması nedeniyle hükme esas alınamayacağının gözetilmemesi’’ nedeniyle bozma kararı verilmiştir. Hukuka aykırı bir delil olduğu için hükme esas alınamayacaktır.

  1. Uyuşturucu madde suçlarında CMK md.100 kapsamında tutukluluk adli kontrol tedbiri ve uygulanma alanı

Madde 100 –

(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

 (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. b) Şüpheli veya sanığın davranışları; 1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

Uyuşturucu ticaretinin söz konusu olduğu dosyalarda adli kontrol tedbirlerinden tutuklama kararı da sıkça görülmektedir. Tutuklama kararının verilebilmesi için temel kurallar CMK md.100’de düzenlenmiştir. Buna göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunması temel şarttır. Ancak şüphelinin sabit ikametgahı olması durumunda, kaçma şüphesi olmadığı durumunda, delilleri yok etme gizleme veya değiştirme durumu söz konusu olmadığında ve tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma durumu mevcut olmadığında tutuklama kararı verilemez. Uyuşturucu madde suçlarında teknik deliller çok önemlidir. Dosya üzerinde toparlanması gereken sadece teknik deliller kaldığı zaman tutuklama kararının devam etmesi usul ve yasaya aykırılık teşkil edecektir. Çünkü adli tıp raporu gibi teknik delilleri failin değiştirme imkanı söz konusu değildir. Esas olan tutuksuz yargılamadır. Tutuklama bir cezalandırma cihetine dönüşmemelidir. Bir kişinin suçu sabit oluncaya kadar o kişi suçsuzdur lafından da yola çıkılarak tutuklamanın istisnai bir durum olduğunu ve keyfi bir şekilde kullanılmayacağını kanun da açıkça belirtmiştir.

 

Stj. Av.  Mehmet Aykut BAŞDERİCİ

[1] Cengiz Ergen, Türk Ceza Hukukunda Uyuşturucu Madde Suçları (Ankara, Gaye Matbaacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. , 1988), 13.

[2] Yrd.Doç.Dr. Fatma Karakaş Doğan, Türk Ceza Hukukunda Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Suçları ( İstanbul, Legal Yayıncılık A.Ş. , 2015), 149.

[3] Prof.Dr.Erdener Yurtcan, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, (Ankara, Seçkin Hukuk Yayıncılık, 2019), 180.

[4] Av.Ahmet Gündel, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları (Ankara, Seçkin Hukuk Yayınları, 2009) 192.

[5] Av.Ahmet Gündel, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Suçları ( Ankara, Seçkin Yayınları, 2009 ) , 74.

[6] Prof.Dr.Erdener Yurtcan, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi (Ankara, Seçkin Hukuk Yayınları, 2019) 721.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

+ AdaletMedya İnstagram Hesabımızı Takip Edin
ads