• DOLAR
    6,8223
    %0,16
  • EURO
    7,5691
    %0,29
  • ALTIN
    379,35
    %0,80
  • BIST
    8,4542
    %0,71
Savcı Dr. Suat ÇALIŞKAN
Savcı Dr. Suat  ÇALIŞKAN
bu.mail.gizlidir@adaletmedya.net
Taksirli Suçlarda Cezanın Kusure Göre Belirlenmesi
  • 02 Mart 2020 Pazartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin dördüncü fıkrasında, taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan cezanınfailin kusuruna göre tespit edileceği hüküm altına alınmıştır.

Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlar

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin beşince fıkrasında ise, birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olacağı ve her failin cezasının kusuruna göre ayrı ayrı tespit edileceği ifade edilmektedir.

Herkesin kendi kusurundan sorumlu olması

Yasal düzenleme hükümlerine göre, birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru dikkate alınmak suretiyle sorumlu tutulacaktır. Taksirli suçun yasal tanımında yer alan sonucun,  birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli eylemler nedeniyle ortaya çıkması mümkündür.

Bu konuda gündelik hayatta sık karşılaşılan bir örnek vermek konunun daha iyi anlaşılması açısından faydalı olacaktır.

Örneğin; bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir.

Bu gibi hallerde sonucun oluşumu açısından her kişinin taksirli eylemi nedeniyle kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak tespit edilmelidir.[1]

Örneğin; birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması halinde, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler.

Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamayacaktır.[2]

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun suça iştirake dair hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini tespit etmektedir.

Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık sonucu açısından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru dikkate alınarak tespit edilmelidir.

Bu belirlemede, diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınmayacaktır.[3]

Failin davranışlarının mağdurun veya üçüncü bir kişinin hareketi ile birleşmesi

Zararlı sonucun, failin davranışlarının mağdurun ya da üçüncü bir kişinin hareketi ile birleşmesi sonucu ortaya çıktığı hallerde, failin taksirli sorumluluk şartlarının bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Bunun için sonuca kimin neden olduğu, failin iradi davranışıile sonuç arasındaki nedensellik bağının kesilip kesilmediği belirlenmelidir.

Sonucun tek sebebinin olduğu hallerde fail dışındaki kişilerin kusuru

Mağdur veya üçüncü kişinin davranışının veya bir başka nedenin sonucun tek sebebi olduğu veya zararlı sonucun sadece bu kişilerin kusurlu davranışlarından dolayı ortaya çıktığı hallerde, failin davranışı ile sonuç arasındaki nedensellik bağının ortadan kalktığı kabul edilmelidir.

Failin kusurlu davranışına mağdur veya üçüncü bir kişinin kusurlu hareketinin eklendiği haller

Buna karşılık failin kusurlu davranışına mağdur veya üçüncü bir kişinin kusurlu hareketinin eklendiği ve sonucun çeşitli kusurlu davranışının birleşmesinden ortaya çıktığı hallerde, nedensellik bağı kesilmemektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 40. maddesine göre taksirli suçlarda iştirak ilişkisi de mümkündür. Bu nedenle5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin dört ve beşinci fıkralarına göre herkes kendi kusurundan dolayı ve kusuruna göre sorumlu olacaktır.[4]

Öğretideki görüşler

Öğretide, üçüncü bir kişinin veya mağdurun davranışının failin taksirli davranışına eklenmesi halinde, nedensellik ilişkisinin ortadan kalkıp kalkmadığı hususunun araştırılması gerektiği yönünde görüşler ileri sürülmektedir.[5]

Bu görüş sahipleri, eklenen davranışlar kusurlu değilse, sonucun failin taksirli hareketinden kaynaklandığının kabul edilmesi gerektiğini, diğer davranışların kusurlu olması halinde ise, bunların taksirin varlığını tamamen veya kısmen kaldırıp kaldırmadığına bakılması gerektiğini ifade etmektedirler.[6]

Birden fazla kişinin birleşen eylemleri ile bir sonuca neden oldukları hâllerde, bu faillerin davranışı ile sonuç arasındaki nedensellik ilişkisi dikkate alınmalıdır.

Bu gibi durumlarda, her bir kişinin davranışı ile sonuç arasında nedensellik ilişkisinin bulunması ön koşul olarak aranmaktadır.

Bir ekip hâlinde faaliyet gösterenlerden birisine diğerlerini denetleme ve kişiler arasında koordinasyonu sağlama yükümlülüğü yüklenmiş ise, kişi bu yükümlülüğe uygun davranmadığı için sonucun ortaya çıkmasına neden olduğu hâlde, bu kişinin sonuçtan sorumlu olacağı söylenebilir.[7]

Failin kusurlu davranışına mağdurun kusurlu davranışı da eklenmiş ve sonuç bu iki kusurlu hareketin birleşmesinden kaynaklanmışsa, (ortak kusur) failin sorumluluğu ortadan kalkmayacaktır.[8]

Bu olasılıkta taksirler arasında takas söz konusu olamaz ve fail kusuru oranında taksirli suçtan cezalandırılmalıdır.

Bazı yazarlar, birden çok kişinin davranışı ile birlikte sonuca neden olduğu ve tüm katılanların özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği hallerde, sonucun objektif olarak isnat edilebilir durumda olduğu, herkesin kendi taksirli eylemi nedeniyle kusuruna göre sorumlu olacağını ileri sürmektedirler.[9]

Bu gibi hâllerde önceki taksirli davranış ile sonuç arasında nedensellik bağı bulunmamasından veya kesilmesinden bahsedilemeyecektir.[10]

Failin zaten taksirli davranışlarının bulunduğu ve bir başkasının taksirli davranışının buna eklendiği hallerde, failin davranışı ile sonuç arasındaki nedensellik bağının bulunduğu söylenebilecektir.[11]

Öğretide, bu durumda sorunun artık nedensellik bağı sorunu olmadığı, failin ve üçüncü kişinin kusurunun belirlenmesininbir sorun olarak ortaya çıktığı yönünde görüşler ileri sürülmektedir.[12]

Örneğin; bir inşaatın yıkımı sırasında yoldan gelip geçenlere zarar verilmemesi hususunda zorunlu önlemleri almayan yüklenici, zararlı sonuçtan sorumlu olacaktır.

Örneğin; yıkım alanını tahta perde ile çevirmeyen yüklenici, iki işçisinin binadan sökülen kalası dikkatsizce sokağa atmaları sonucu meydana gelen sonuçtan her iki işçisiyle beraber taksirinden dolayı sorumlu tutulacaktır.[13]

Yasa koyucu, taksirle gerçekleştirilen bazı eylemleri suç olarak tanımlayıp, cezai yaptırıma bağlanmıştır.

Burada yasa koyucu, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hâle gelen toplum hayatı içinde daha dikkatli davranmalarını temin etmek amacıyla hareket ettiğini söyleyebiliriz.

Yaşamsal deneyimlerin bir sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen görevini ihlal eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı sonuca neden olan kişinin, taksirle işlenen suçlara ilişkin cezai sorumluluğu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda hüküm altına alınmıştır.

Ayrıca taksirin varlığından bahsedebilmek için, kanuni tanıma uygun davranışın gerçekleştirilebileceğinin öngörülme imkânının mevcut olması gerekir.

Failin iradesi kasten işlenen suçlarda sonuca yönelik olmasına rağmen, taksirli suçlarda failin iradesi harekete yönelik olmaktadır.

Burada gerek yasal düzenlemelerle hüküm altına alınan kurallara gerekse ortak yaşamsal deneyimler sonucu ortaya çıkmış kurallara, failin iradi olarak uymaması nedeniyle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığı hallerde, bir takım zararlı sonuçların doğabileceğinin öngörülebilmesi söz konusu ise  taksir halinin varlığından söz edilecektir.

Fail tarafından gerçekleştirilen davranışın sonucu ortak deneyime göre öngörülemiyorsa ve hukuken de böyle bir yükümlülük getirilmemişse, taksirli davranıştan bahsedilemez.

Artık burada “kaza” veya “tesadüf” olarak tanımlanan bu durum cezai sorumluluk gerektirmeyecektir.

Yani taksirli suçlarda da, gerek icrai davranışın gerekse ihmali davranışın iradi olması ve ortaya çıkan sonucun öngörülebilir olması şarttır.

İradi bir hareket yoksa taksirden söz edilemez. Burada öngörülemeyecek bir sonucun ortaya çıkması hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğu doğmayacaktır.[14]

Sonucun öngörülebilirliğinin tespitinde şu hususlar dikkate alınmalıdır:[15]

  • Failin içinde bulunduğu sosyal çevre,
  • Failin mensup olduğu meslek,
  • Failin eğitim durumu,
  • Ortak tecrübe,
  • Failin bilgi düzeyi,
  • Failin kişisel özellikleri.

Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak failin sonucu öngörüp görmediği hususu tespit edilmelidir.[16]

Öğretide; öngörülebilir neticenin fiilen meydana gelen sonuç olmayıp failin yaptığı iradi davranışın sebep olabileceği benzer neticelerden olduğu hallerde, fiilen oluşan sonucun sadece genel olarak öngörülebilir olması taksirin varlığı için yeterli olduğu yönünde görüşler ileri sürülmektedir. Bu yazarlara göre, sonucun bütün detaylarının öngörülmesine ihtiyaç yoktur.[17] [1]YCGK, E:2017/12-436, K:2018/527,Teb:2014/129797, KT: 13.11.2018.

[2]YCGK, E:2017/12-436, K:2018/527,Teb:2014/129797, KT: 13.11.2018.

[3]YCGK, E:2017/12-436, K:2018/527,Teb:2014/129797, KT: 13.11.2018.

[4]YCGK, E:2017/12-436, K:2018/527,Teb:2014/129797, KT: 13.11.2018.

[5]Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 8. Baskı, İstanbul, 2014, s. 366.

[6] Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 8. Baskı, İstanbul, 2014, s. 366.

[7]Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 4. Baskı, İstanbul, 2015, s. 254.

[8] Mehmet Emin Artuk/Ahmet Gökçen/Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Baskı, Ankara, 2014, s. 341.

[9]Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 7. Baskı, Ankara, 2014, s. 214.

[10]Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 7. Baskı, Ankara, 2014, s. 214.

[11]Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, Ankara, 2014, s. 249.

[12]Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, Ankara, 2014, s. 249.

[13]Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, Ankara, 2014, s. 249.

[14]YCGK, E:2017/12-436, K:2018/527,Teb:2014/129797, KT: 13.11.2018.

[15] Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 6. Bası, Ankara, 2013, s.219; Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 8. Bası, İstanbul, 2012, s. 358 vd.; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 277.

[16]YCGK, E:2017/12-436, K:2018/527,Teb:2014/129797, KT: 13.11.2018.

[17]Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 277;Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 8. Bası, İstanbul, 2012, s. 358 vd.; Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 6. Bası, Ankara, 2013, s.219.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

AdaletMedya İnstagram Hesabımız
ads