• DOLAR
    $1.867,7500
  • EURO
    $0,5721
  • ALTIN
    $31.326,8000
  • BIST
    $116,8800
Seri Muhakemede Talepnamenin İadesi Sorunu

Seri Muhakemede Talepnamenin İadesi Sorunu

Her hukuk kurumu kendisine özgü sorunlarla birlikte doğar. Bu sorunlar yasadan veya uygulamadan kaynaklanır.

2020 yılının ilk gününde alternatif bir çözüm şekli olarak hukuk hayatımıza giren seri muhakeme usulünde de bu kural değişmedi. Birlikte işlenen suçlarda verilen tefrik kararları, yeni usulün amacıyla çelişen, seri işleyişin hızını azaltan ve ahengini bozan bir görüntü oluşturdu. Cinayet suçunda kullanılan ruhsatsız tabancanın ana dosyadan ayrılarak seri muhakeme usulüne tabi tutulmasını kimse benimsemedi. Bu konsensüs, yasadan kaynaklanan sorunu çözme iradesinin de habercisi oldu.

Ama artık bu sorun yalnız değil. Seri muhakeme usulünde tıkanmaları önlemek için getirilen “talepnamenin iadesi” yolu, uygulamacıların elinde yeni bir sorun haline geldi. Şöyle ki, bazı Ağır Ceza Mahkemeleri, yönetmeliğin 13. Maddesine göre verilen talepnamelerin iadesi kararlarına karşı yapılan itirazları, yönetmelikte bu hususta bir hüküm olmadığından bahisle kesin olarak reddetti.

Peki bu karar hukuka uygun mu? Bu soruya sağlıklı bir cevap verebilmek için, ilgili normları zumlamak gerekiyor. Bilindiği üzere, CMK 250/9’da “talepnamenin reddi” kurumu düzenlenmiş, ama “talepnamenin iadesi” diye bir kuruma yer verilmemiştir. Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliğinin, “Talepnamenin İncelenmesi” başlıklı 13.maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“(2) Mahkeme tarafından eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;

a) 12 nci maddeye aykırı olarak düzenlenen,

b) Belirlenen yaptırımda maddi hata yapılan,

c) Yaptırım hakkında Kanunun 231 inci veya Türk Ceza Kanununun 50 ve 51 inci maddelerinin uygulanmasında objektif koşulların gerçekleşmediği anlaşılan,

ç) Teklif edilen cezanın mahiyetine uygun bir güvenlik tedbiri belirtilmeyen,

Talepnamenin eksikliklerin tamamlanması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilir.”

Yasada karşılığı olmayan bu yönetmelik hükmünün, uygulamada karşılaşabilecek tıkanmaları önlemek için getirildiği ve metne sadık kalındığında sisteme katkı sağlayacağı tartışmasız. Peki ya mahkeme, dosyada var olan bir hususu görmezden gelerek ya da yönetmeliğin 13. Maddesinde sayılmayan bir sebebe dayanarak talepnameyi iade ederse ne olacaktır? “Talepnamenin iadesine karşı itiraz yoluna gidilemez” diyen Ağır Ceza Mahkemelerinin yorumuna göre, savcılık bu yanlış uygulamaya itaat edecek, hiçbir itiraz hakkı kullanamayacaktır.

Oysaki hukuk devletinde kurallar hiyerarşisi vardır. Bunun doğal sonucu olarak, kanun anayasaya, tüzük ve yönetmelikler de yasaya uygun olmak zorundadır. Her hukuk kuralı kendisinden üstün olan bir normla karşılaştığında gücünü kaybeder (ABD Fedaral Yüksek Mahkemesi Marbury-Madison Kararı 1803). Bu nedenledir ki üst hukuk normuna aykırı olan alt norm, mümkünse üsttekine uygun olarak yorumlanır, bu yapılamıyorsa alt norm için “zımni ilga” kuralı işletilir. Özetle hukuki metinler Kelsen Piramidine aykırı bir şekilde yorumlanamaz.

Kanun, seri muhakeme usulünde mahkemeye sadece talepnameyi red (CMK 250/9) yetkisi tanımıştır. Red kararına karşı, savcının itiraz hakkının bulunduğunda bir tereddüt yoktur. Kanunda talepnamenin iadesi diye bir kuruma yer verilmemiş, bu müessese uygulamadan kaynaklanan basit sorunları hızlı bir şekilde çözebilmek için yönetmelikle sisteme dahil edilmiştir.

Mahkemenin kanuna dayanarak verdiği talepnamenin red kararına karşı itiraz yolunu açık sayıp, kanunda bulunmayan ve yönetmelikle getirilen “talepnamenin iadesi” kararına itiraz hakkını kapalı tutmak, yönetmeliği eylemli şekilde yasanın üzerinde bir yere konuşlandırma sonucunu doğurur. Bu sonuç normlar hiyerarşisine tamamen aykırı olur. Mahkemelere, yasaya dayanarak itiraza tabi’ red kararı vermek yerine, yönetmeliğe dayanarak kesin sayılan iade kararı vermek gibi zararlı bir düşünceyi ilham edebilir.  Zira iade kararlarını “inceleme yetkim yoktur” diyerek usulden reddeden üst mahkeme, iadenin yönetmeliğin 13. Maddesindeki şartlara uygun olup olmadığını inceleyemeyecektir. Bu nedenle iade kararı yargısal denetim dışı kalacaktır. Oysa itiraz edilebilirlik noktasında “iade kararı” ile “red kararı” arasında farklı yorumlamayı haklı kılacak en ufak bir neden yoktur.

Çünkü, hâkimlik ve mahkeme kararlarının kesin nitelikte olabilmesi için CMK 271/4 ve 272/3’te olduğu gibi bunun kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. Yasanın tanıdığı bir hakkın alt norm olan yönetmelikle ortadan kaldırılması mümkün değildir.  Kaldı ki yönetmeliğin 13. Maddesine göre yapılan talepnamenin iadesinin kesin olduğuna dair bir hüküm de yoktur. Yönetmelikte öyle bir hüküm olsaydı bile zımni ilga kuralının işletilerek yasanın getirmediği bir sınırlamanın yönetmelikle getirilemeyeceğinin göz önüne alınıp itirazların esastan incelenmesi gerekirdi.

Ne yazık ki, bu tabloya rağmen bazı Ağır Ceza Mahkemeleri itirazı esastan incelemek yerine, “bu hususta karar vermeye yetkim yok” demeyi tercih ediyor.

Bu açmazda sıkışan dosya seri olmaktan çıkıp çakar almaza dönüşüyor. Ufkunda kanun yararına bozma talebi, mazisinde hedef süre kalıyor.

Cumhuriyet Savcısı Mehmet TAŞTAN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

+ AdaletMedya İnstagram Hesabımızı Takip Edin
ads
– Resmi Twitter Hesabımız