• DOLAR
    7,9701
  • EURO
    9,4633
  • ALTIN
    487,38
  • BIST
    1,1861
Senede Atılan İkinci İmza Şirket Kaşesi Olmadan Atılmış İse Borçtan Şahsen Sorumlu Olunur

Senede Atılan İkinci İmza Şirket Kaşesi Olmadan Atılmış İse Borçtan Şahsen Sorumlu Olunur

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2017/19-812

K. 2018/756

KARAR : Dava menfi tespit istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkili hakkında icra takibi başlatıldığını, takibe konu 35.000,00 TL bedelli senette, dava dışı …İnş. San. ve Tic. A.Ş.’ ye ait iki adet kaşenin üzerinde şirket yetkilisi olan müvekkiline ait iki adet imzanın bulunduğunu, davalının kötü niyetli olarak müvekkilinin açığa attığı bir imza olmadığı hâlde müvekkilini de borçlandırmak amacıyla icra takibinde müvekkilinin de borçlu olarak gösterilerek ödeme emri gönderildiğini, her iki imzanın da keşideci sıfatı ile şirket kaşesi üzerine atıldığını, atılan ikinci imzanın aval niteliğinde olmadığını ileri sürerek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, icra takibine konu edilen senet üzerinde iki adet şirket kaşesi ve iki adet imzanın bulunduğunu, ayrıca senette davacının isminin yanında kendi el yazısıyla T.C. kimlik numarasının da yazılı olup, davacının isminin altına adres olarak şirket kaşesinin basıldığını, en alttaki imzanın açığa atılı olduğunu, davacının malın teslim edilmediği yönünde iddiasının da bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece takip dayanağı senet aslı incelendiğinde, senette …İnşaat ve San. Tic. A.Ş. kaşesi üzerine atılmış imza bulunduğu, iki ayrı kaşe üzerine atılmış iki ayrı imza olmakla birlikte hiçbir imzanın kaşe dışına atılmadığı, bu duruma göre kambiyo evrakında şirket temsilcisinin borçlu olarak sorumlu tutulabilmesi için şirket kaşesinden ayrı açığa atılı imzasının bulunması gerektiği, davacının ise açığa atılı imzasının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, davaya konu senet üzerinde şirket kaşesi dışına atılmış imza bulunmadığı, bozma kararında işaret edilen isim ve T.C. kimlik numarasının da ödeyecek kısmında yer almakta olup aval niteliğinde olmadığı, şirket yetkilisinin isminin yazılması ve T.C. kimlik numarasına yer verilmesinin, açığa atılmış imzası bulunmadıkça keşideci şirket adına imzalayan yetkilinin açıklanmasından başka bir anlam taşımayacağı, davaya konu senette keşideci şirketin kaşesi dışına atılmış aval niteliğini taşıyan ikinci bir imza bulunmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde, senet üzerindeki imzalardan birinin senedin düzenleme tarihinin altında bulunan kaşenin üzerine, diğerinin ise senet metninde kefil yazısının karşısındaki açık bölüme atıldığını, ikinci imzanın ise şirket kaşesi üzerine olmayıp, şirket kaşesi dışına açığa atılmış olduğunu, senet üzerindeki “… 43183953084” yazısının bizzat davacı borçlu tarafından kendi el yazısı ile yazıldığını, sadece şirket adına imza attığını iddia eden davacının, senet üzerine kendi el yazısı ile ismini ve T.C. kimlik numarası yazmasının ayrıca açığa imza atmasının akla, mantığa, hayatın olağan akışına uygun olmadığını, senette davacının isminin altına adresin belirtilmesi amacıyla kaşenin basıldığının açıkça anlaşıldığını belirterek direnme kararının bozulması isteminde bulunmuştur.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda icra takibine konu senetten kaynaklanan borç sebebiyle davacının aval veren sıfatı ile sorumlu olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle, aval kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.

Aval, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 700. maddesine göre poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir ( Bozer A. / Göle C.: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s. 161 ).

Avalin ne şekilde verileceği TTK’nın 701/1 maddesinde açıklanmıştır. Buna göre aval şerhi, ancak poliçe veya alonj üzerine yazılmasıyla mümkün olur. Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır ( TTK. m. 701/2 ). Kambiyo senedinden doğan sorumluluğun temini amacıyla, doğal olarak bu teminatın esas alacakla birlikte devredilmesini gerektirir; kambiyo senedini ciro yoluyla devralacak kimsenin de bunu görebilmesi lazımdır ( Sengir, T.: Aval Hukuku, Ankara 1967, s.10 ). Kambiyo senedi dışında verilmiş bir teminatın, aval olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

TTK’nın 700/2. maddesine göre aval, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan başka bir kişi tarafından da verilebilir. Bu şekilde poliçe borçlularından biri lehine aval verilmek suretiyle poliçenin ödenmesi güvence altına alınacağından o poliçenin tedavülü kolaylaştırılmış olur ( Bozer A. / Göle C., s. 161 ).

TTK’nın 701/4 maddesine göre, avalin kimin için verildiği belirtilmemişse, keşideci için verildiğinin kabulü gerekir.

Poliçenin yüzüne, muhatabın veya keşidecinin imzaları hariç olmak üzere atılan her imza da aval hükmündedir ( TTK m. 701/3 ). Buna göre bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, poliçenin ön yüzüne keşideci tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar TTK’nın 700. maddesine göre aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır.

Keşidecinin el yazısıyla atılmış imzasının senedin ön yüzünde ve senet metninin altında bulunması gereklidir. Kanunen keşidecinin imzası yeterli olmakla birlikte keşidecinin kim olduğunun tespiti ve özellikle keşidecinin tüzel kişi olması durumunda keşideci unvanının poliçede yer alması, poliçenin kim tarafından verildiğinin tespiti bakımından önemlidir. Zira, poliçede imzası bulunanın borçlu olarak mı yoksa bir başka kişi adına temsilen veya vekaleten mi poliçeyi imzalamış olup olmadığının tespiti ancak ad ve soyadı veya unvan ile sıfatın belirtilmiş olması ile mümkündür.

Poliçe borçlusunun tüzel kişi olması hâlinde, yetki belgesinde şirketi temsile yetkili şahısların poliçeyi imzalamış olmasına ve usulünce kaşe basılmış olmasına dikkat edilmelidir. Bu durumda, poliçeden doğan sorumluluk doğrudan doğruya temsil edilen tüzel kişiye aittir.

Hemen vurgulanmalıdır ki, şirket yetkilisi tarafından da olsa senede atılan ikinci imza, şirket kaşesi olmadan atılmış ise, burada keşideci sıfatı söz konusu olmayacağından, bu imza aval olarak kabul edilir ve bu imza sahibi borçtan şahsen sorumlu olur.

Açıklanan bu maddi hukuk kuralları, somut olay ortaya konularak değerlendirildiğinde;

Davacı, 11.07.2012 düzenleme tarihli ve 35.000,00 TL bedelli senedin, düzenleme tarihinin altında bulunan şirket kaşesi üzerine şirket yetkilisi sıfatıyla imza atmış ayrıca kendi isim, soy isim ve T.C. kimlik numarasını yazmak suretiyle senedin kefil kısmını da ikinci kez imzalamıştır. Davacının kaşeyi ikinci kez adres kısmına basması sadece adres bilgilerinin açıklaması niteliğindedir. Açıklanan sebeplerle davacının senetteki ikinci imzasının aval veren sıfatıyla atıldığının kabulü gerekir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davacının senet üzerinde kaşe dışına açığa atılmış imzasının bulunmadığı, atılan ikinci imzanın aval niteliğinde olmadığı, bu sebeplerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Açıklanan sebeplerle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.04.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

+ AdaletMedya İnstagram Hesabımızı Takip Edin
ads