• DOLAR
    7,7155
  • EURO
    9,0362
  • ALTIN
    461,58
  • BIST
    1,1672
Memurluktan Çıkarılan Bilgisayar Teknisyeni Temyiz Etti, Danıştay Tarafından Gizli Kamera Hukuka Aykırı Kabul Edildi

Memurluktan Çıkarılan Bilgisayar Teknisyeni Temyiz Etti, Danıştay Tarafından Gizli Kamera Hukuka Aykırı Kabul Edildi


Devlet hastanesi deposunda bilgisayar teknisyeninin cinsel ilişki görüntüleri gizli kamerayla kayıt altına alındı ve memurluktan çıkarıldı.


Yaşanan olayın Danıştay tarafından özeti; 

“Hastane binası içerisinde bir kadın ve erkeğin uygunsuz görüntülerinin yer aldığı resim ve videoların bulunduğu, hastanenin tıbbi sarf deposunda çekildiği tespit edilen bu görüntülerde davacının yer almasıdır.

Kamu görevinden çıkarılan davacının idare mahkemesi ve istinaf mahkemesi nezdinde yaptığı başvurular reddedilmiştir.

Danıştay nezdinde temyiz edilen davanın incelenmesi sonucunda; dava dosyasında yer alan görüntülerin, başka şekilde ispatı mümkün olmayan bir hal içerisinde değil, bir planlama dahilinde hastanenin tıbbi sarf deposuna yerleştirilen gizli kamera ile çekildiği görüldüğü, bu görüntülerin hukuka aykırı elde edilmiş delil niteliğinde olduğu, elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu tespit edilen bu delilin ise, disiplin soruşturmasında tek ve belirleyici delil olarak kullanıldığı, bu durumda, hastane içerisinde yaşandığı ileri sürülen olaya ilişkin soruşturma kapsamında davacı ve bir hastane çalışanı dışında başka hiç kimsenin ifadesine başvurulmadığı, davacının ve görüntülerde yer aldığı iddia edilen kadının ifade ve savunmalarında, görüntülerdeki kişilerin kendileri olduğuna ilişkin açık bir kabullerinin bulunmadığı, sadece hukuka aykırı olarak elde edilen video görüntülerinden yola çıkılarak eksik inceleme ve soruşturma sonucu dava konusu işlemin tesis edildiği görüldüğünden, hukuka uygun olarak elde edilmiş başka delil, bilgi ve belge olmaksızın sadece bu delillere dayanılarak verilen disiplin cezasında hukuka uyarlık görülmemiştir.” şeklindedir.

Hukuki Değerlerdirme ise;

Memurlara disiplin cezası verilmesindeki amaç, kamu hizmetinin yerine getirilmesinde, mevzuat ile belirlenen kuralları eksiksiz bir şekilde yerine getirmekle yükümlü ve yine mevzuat ile getirilen yasaklı davranışları yapmakla yasaklı kamu görevlilerinin hizmeti aksatan veya disiplin düzenini bozan davranışlarının cezalandırılarak, bozulan kamu hizmeti düzeni sağlanması ve kamu personelini disiplini bozacak davranışlardan caydırmaktır.

Bu şekilde verilecek cezalarda, mevzuatta belirlenen usule göre görevlendirilen soruşturmacı tarafından, soruşturma onayında belirlenen konularla ilgili yapılacak soruşturma sonucunda, kamu görevlisi hakkında lehe ve aleyhe deliller toplanarak, hangi fiille hangi kuralı ihlal ettiğinin açık bir şekilde ortaya konulması, ceza teklif edilen fiillerin, her türlü şüpheden uzak kesin, somut ve inandırıcı delillerle açık bir şekilde ortaya konulması zorunludur. Bu husus, hakkında soruşturma yapılan kamu görevlisinin hukuki güvenliğinin korunmasına ilişkindir.

Anayasa Mahkemesi’nin 14/10/2015 tarih ve E:2014/100, K:2015/6 sayılı kararında da belirtildiği üzere, ceza hukukunun temel ilkelerinin disiplin hukuku açısından da geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir.

Dava konusu devlet memurluğundan çıkarma cezasına esas alınan ve davacıya isnat edilen fiilin, sadece hastanenin tıbbi sarf deposuna kim tarafından konulduğu tespit edilemeyen gizli kamera sonucunda elde edilen görüntüler ile tespit edildiği görüldüğünden, öncelikle bu görüntülerin davacıya verilen devlet memurluğundan çıkarma cezası açısından delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunun irdelenmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin 22/06/2001 tarih ve E:1999/2, K:2001/2 sayılı kararında; CMUK’nın 254/2. maddesinde yasaklanan deliller hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerdir. Hukuka aykırılıktan kasıt ise, tüm pozitif hukuk kuralları ile birlikte hukukun kabul edilmiş evrensel ilkelerine aykırılıktır. Bu anlamıyla yasadışılıktan daha geniş bir içeriğe sahiptir. Anayasal haklara ağır bir müdahale söz konusu ise, özel kişiler tarafından hukuka aykırı bir şekilde elde edilen delillerin de delil yasakları kapsamına girmesi gerekir. Çünkü delil yasaklarının asıl amacı, temel insan hak ve özgürlüklerini korumaktır. Buna aksi bir görüşü savunmak, özel kişilere bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etme imkanı verir ki, bu bir hukuk devletinde kabul edilemez. İnsan hakları çiğnenerek elde edilen delillerin mahkemeler tarafından dikkate alınması CMUK 254/2 hükmü nedeniyle mümkün değildir.

Özel konuşmaları kaydedilen kişilerin en temel hakları ihlal edilmiştir. Çünkü Anayasanın 20. maddesinde özel hayatın gizliliğine dokunulamaz, 22. maddesinde ise haberleşmenin gizliliği esastır kuralı yer almaktadır. Bu yol bir kez açılacak olursa, hukuk devletinin temel kurallarından birisi olan ve varlığını Anayasanın 2. maddesindeki ”hukuk devleti ilkesinden alan delil yasaklarına ilişkin kanun maddesi tüm etkisini yitirecektir. Usul hukukumuzdaki ilkelerden olan ”dürüst işlem ilkesi” de bu şekilde elde edilen bir delilin kullanılmasına olanak vermez. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil/dürüst yargılanma hakkı, kişilerin hukuk devletinin kuralları çerçevesinde yargılanmalarını öngörür. Bu kurala aykırılık, işlemin adil olmasını ve dürüst işlem ilkesini ihlal edecektir.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kararlarında istikrarlı bir biçimde; dürüst ve adil bir yargılanmadan söz edilebilmesi için, delillerin elde edilme yol ve yöntemi dahil olmak üzere yargılamanın bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. (11/07/2006 tarihli ve 54810/00 Başvuru No’lu Jalloh/Almanya kararı, 05/02/2008 tarihli ve 74420/01 Başvuru No’lu Ramanauskas/Litvanya kararı, 25/07/2013 tarihli ve 11082/06 Başvuru No’lu Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya kararı)

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında ise, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabul edilmesi gerektiği, aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusu olacağı, hukuka uygun böyle bir eylemin, bir başkasının özel hayatına müdahale niteliğinde sayılamayacağı, çünkü asıl amacın, bir suçla ilgili kaybolma olasılığı bulunan kanıtları, yetkili makamlara sunmak için kaybolmasının önüne geçmek olduğu, konuşmaya ve görüntüye dahil kişiyi kışkırtarak, tuzağa düşürerek, iradesini sakatlayarak önceden planlanmış yöntemler, kurgulanmış senaryolar ve kurulmuş düzeneklerle elde edilen kanıtların hukuka uygun olduğunun ileri sürülemeyeceği kabul edilmiştir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 21/05/2013 tarih ve E:2012/5 K:2013/248 sayılı kararı)

Açıklanan kanuni düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında dava konusu uyuşmazlık incelendiğinde, dava dosyasında yer alan görüntülerin, başka şekilde ispatı mümkün olmayan bir hal içerisinde değil, bir planlama dahilinde hastanenin tıbbi sarf deposuna yerleştirilen gizli kamera ile çekildiği görüldüğünden, bu görüntülerin hukuka aykırı elde edilmiş delil niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmış, elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu tespit edilen bu delilin ise, disiplin soruşturmasında tek ve belirleyici delil olarak kullanıldığı görülmüştür.

Bu durumda, hastane içerisinde yaşandığı ileri sürülen olaya ilişkin soruşturma kapsamında davacı ve bir hastane çalışanı dışında başka hiç kimsenin ifadesine başvurulmadığı, davacının ve görüntülerde yer aldığı iddia edilen kadının ifade ve savunmalarında, görüntülerdeki kişilerin kendileri olduğuna ilişkin açık bir kabullerinin bulunmadığı, sadece hukuka aykırı olarak elde edilen video görüntülerinden yola çıkılarak eksik inceleme ve soruşturma sonucu dava konusu işlemin tesis edildiği görüldüğünden, hukuka uygun olarak elde edilmiş başka delil, bilgi ve belge olmaksızın sadece bu delillere dayanılarak verilen disiplin cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu itibarla, dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yönündeki Antalya 4. İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir” şeklinde olup,

 

-2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne, 

Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesinin 21/05/2018 tarih ve E:2017/3418, K:2018/1117 sayılı kararının bozulmasına,

Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesince gönderilmesine, (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere) 19/03/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verilmiştir. 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

+ AdaletMedya İnstagram Hesabımızı Takip Edin
ads