• DOLAR
    $1.971,9600
  • EURO
    $0,6751
  • ALTIN
    $32.675,2800
  • BIST
    $133,5900
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Aykut CİHANGİR
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Aykut  CİHANGİR
gizli-maildir@adaletmedya.net
Hüküm ve Gerekçe Üzerine
  • 07 Mart 2021 Pazar
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Hâkim yapmış olduğu yargılama sonucunda kararını verir.

Hâkimin vermiş olduğu kararı genel olarak dört kısma ayırabiliriz:

Birincisi, kararın başındaki şablon bölümüdür:

Mahkeme adı, esas ve karar no, taraflar, varsa vekilleri ve adresleri, dava, dava değeri, dava, ıslah ve karar tarihleri gibi şablon kısmıdır.

İkincisi, olay, vakıa ve deliller bölümüdür:

Burada olaya ilişkin, iddia ve savunmaların özeti ile toplanan deliller yer alır.

Üçüncüsü, gerekçe bölümüdür.

Burada dava konusu olayla ilgili, iddia, savunma, dosya kapsamına göre, delillerin değerlendirilmesi sonucunda mahkemece kabul edilen oluş; uyuşmazlığın düğüm noktasının tespiti; olayın hukuken nitelenmesi; uygulanacak hukuk kuralının tespit edilmesi; hukuk kuralının somut olaya uygulanarak uyuşmazlığın çözülmesi ve varılan sonuç/hüküm yer alır.

Dördüncüsü, hüküm fıkrası bölümüdür.

Hüküm fıkrası bölümünde, hâkimin yapmış olduğu yargılama sonucunda vermiş olduğu hükmün bu şekilde belli bir neden sonuç zinciri içinde belli bir mantık silsilesi içinde oluşturulması, birbiri ile çelişki arz eden hususlar ihtiva etmemesi, onu elinde tutanların kesin bir biçimde içeriğini anlayabilmesi gerekir.

Eskilerin dediği gibi, hüküm, “efradını cami ağyarını mani” olmalıdır; yani hüküm, taşıması gereken her türlü unsuru taşımalı, içinde olmaması gereken hususları da onun dışında tutmalıdır.

Konunun muhatabı olan taraflar kendilerine yüklenen edimleri açıklıkla anlayabilmeli; kararın uygulanması noktasında, uygulamacılarda ve taraflarda hiçbir biçimde duraksamaya yol açmamalıdır.

Hakkın kime ait olduğunu ve kime verilmesi gerektiğini, tarafların ne gibi hak ve borçları olduğunu tek tek açıklamalıdır.

Davanın tarafları ve mahkeme kararını okuyanlar;

-olaya ilişkin olarak mahkemece kabul edilen oluş,

-uyuşmazlığın nerede düğümlendiği,

-olayın hukuken nasıl nitelendiği,

-bu nitelemeye göre hangi hukuk kurallarının uygulandığı,

­-hukuk kuralının somut olaya uygulanarak nasıl bir çözüme varıldığı noktasında hiçbir duraksama ve tereddüt yaşamamalı; bu anlamda aklen ve mantıken tatmin olmalıdır.

Ayrıca gerekçede varılan sonuç ile hüküm fıkrası arasında çelişki olmamalıdır. Gerekçede sıralanan olgular, kararı okuyanı hüküm fıkrasındaki neticeye götürmelidir.

Özellikle kararın gerekçe kısmı hükmün omurgasını oluşturur. Uzun olmasına kesinlikle gerek yoktur. Şişirme şablon ifadelere de gerek yoktur.

Ama yukarıda belirttiğimiz unsurları ihtiva ederek önce taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığı tespit etmelidir.

Çekişme nerede odaklanıyor, gerekçede bu husus belirtilmelidir.

Ardından bu çekişmeye hukuken bir niteleme yapılmalıdır.

Yapılan hukuki nitelemeye göre uygulanacak hukuk kuralları belirtilmeli ve o kurallardaki hükümler ifade edilmelidir.

En nihayet soyut normun somut olaya tatbiki ile uyuşmazlığın çözüldüğü ve nasıl bir sonuca varıldığı böylece gerekçelendirilmelidir.

Karar açık ve anlaşılır bir dille kaleme alınmalıdır.

Kararda kanımca hukuk normunun ilgili hükmü belirtilmeli ve muhatapları bunları öğrenmelidir.

Kararda gereksiz tekrarlardan kaçınılmalıdır.

Davanın niteliğine göre karar çok uzun ise, onlarca, yüzlerce sayfa ise, başlıklarla konuların ayrılması, paragrafların yanına numara verilmesi de uygulamacılar için oldukça faydalı olacaktır.

Bir diğer konu da kısa karar ile gerekçeli kararın birbiri ile çelişmemesi gerektiğidir. Gerçekten de kısa kararda açıklanan hüküm ile gerekçeli kararda belirtilen hususlar kesinlikle birbiriyle çelişmemelidir. Zaten bu husus kanun yolu incelemesinde bir bozma sebebi teşkil etmektedir.

Kanımca kısa kararın açıklandığı yargılamanın son duruşmasında, kararın hukuken hangi sebeple, hangi gerekçe ile verildiği öz biçimde izah edilmelidir. Taraflara “şu gerekçe ile davayı kabul ettik, kısmen kabul kısmen reddettik veya reddettik” diye öz bir biçimde anlatılmalıdır. “Davayı reddettim, gerekçesini yazınca görürsün, beğenmiyorsan temyiz edersin” gibi sözlerle taraflar terslenmemelidir.

Adil yargılanma hakkının en doğal gereği olarak, yargılama sırasında tarafların hüküm duruşmasında kendilerine tefhim edilen sonucun gerekçesini en azından öz de olsa öğrenebilmeleri gerekir.

Gerekçeli karar, hükmün açıklandığı duruşmadan sonra makul bir süre içinde yazılmalıdır. Bunda en başta hâkimin menfaati vardır; zira bir hâkim bir dosya ile ilgili karar verdiğinde, o dosya ile ilgili bilgiler hüküm duruşmasının olduğu o gün ve o güne yakın tarihlerde en iyi biçimde belleğinde olacaktır. Karar duruşmasından hemen sonra gerekçeli kararı yazabildiği takdirde, konuya daha vakıf olduğu için kararın yazılması daha kolay olacaktır.

Daha güzel bir gerekçeli karar yazacağım diye ertelemenin faydası yoktur.

En iyi gerekçeli karar, ulaşılan sonuçla ilgili olarak bir an önce yazılmış olan gerekçeli karardır. Zira kararın lehine olduğu taraf bir an önce hükmü icra yoluna başvuracak; kararın aleyhine olduğu taraf da bir an önce kanun yoluna gidecektir.

En nihayet hâkim de insandır. Kararları hatalı olabilir. Bunun için de verdiği kararın kanun yolu incelemesinden geçmesi ile uyuşmazlık tam ve kesin olarak sonuçlanmış olacak; karar kesinleşmiş olacaktır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

AdaletMedya İnstagram Hesabımız
ads
– Resmi Twitter Hesabımız