• DOLAR
    6,8657
  • EURO
    7,7876
  • ALTIN
    397,13
  • BIST
    1,1343
Savcı Dr. Suat ÇALIŞKAN
Savcı Dr. Suat  ÇALIŞKAN
bu.mail.gizlidir@adaletmedya.net
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay Kararları Işığında Haklı Beklenti Kavramının Değerlendirilmesi
  • 15 Şubat 2020 Cumartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Anayasa mahkemesi, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespitinin, mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olduğunu, bu tanımanın, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapıldığını bazı kararlarında dile getirmektedir.[1]

Anayasa mahkemesi haklı beklenti kavramına ilişkin uygulamaları ölçülülük ilkesi çerçevesinde de değerlendirmektedir.

Ölçülülük ilkesi üç alt ilkeden oluşmaktadır:[2]

  • Elverişlilik: Elverişlilik,öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını ifade eder.
  • Gereklilik: Gereklilik ölçütü,ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını işaret etmektedir.
  • Orantılılık: Orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi,iptali istenen yönetmeliğin dayanağı olan 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’nun 6638 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen Ek 1. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “…öğrenimine devam edenler dahil…” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla açılan davada,öğrencilerin memuriyet hakkını kazanılmış bir hak olarak elde etmedikleri, zira bunların henüz memuriyete atanmadıkları ve memuriyetin bunlar yönünden bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş kişisel bir hakka dönüşmediği, kanun koyucunun, Anayasa’da öngörülen kurallar çerçevesinde diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevine giriş koşullarıyla ilgili olarak da kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabileceği, bu değişikliklerin kişilerin beklentilerini etkileyebileceği, kişilerin meşru beklentileri aleyhine bir düzenleme yapılmasının söz konusu olmadığından kuralın kişilerin çalışma hürriyeti ve haklarına yönelik hukuki güvenliklerini ihlal eden bir yönü bulunmadığı ve anılan düzenlemenin emniyet hizmetlerinin daha iyi işlemesi amacıyla yapıldığından Anayasaya aykırı olmadığı gerekçesiyle iptal talebinin reddine karar vermiştir.[3]

Burada dikkat edilmesi gereken husus hukuk güvenliği ilkesinin şartlarının yerine getirilip getirilmediği hususudur.

Yukarıdaki bölümlerde de işaret edildiği üzere hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olan hukuk güvenliği ilkesi şu hususları güvenceye bağlamaktadır:

  • Hukuk güvenliği ilkesi gereği hukuk normlarının öngörülebilir olmalıdır.
  • Hukuk güvenliği ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini sağlamalıdır.
  • Hukuk güvenliği ilkesi gereği, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerekir.

Yasalara güvenerek yaşamlarına yön veren, hukuki iş ve işlemlere girişen kişilerin, bu kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekir. Bu şekildeki bir uygulama hukuki güvenlik ilkesinin gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Belirtmek gerekir ki;  güvenin korunması, mevcut bir hukuki durumun dokunulmazlığı anlamında da değerlendirilmemesi gerekir. Hukuki güvenliğin mevcut bir hukuki durum için dokunulmazlık şeklinde yorumlanması, dinamik toplum yapısının sabit yasalarla statik, durağan hâle getirilmesi neticesine neden olacaktır. Bu durumda da toplumun gelişmesi söz konusu olmayacaktır.

Anayasa’da öngörülen kurallar çerçevesinde diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevine giriş koşullarıyla ilgili olarak da kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabileceği ve bu değişiklikler kişilerin beklentilerini etkileyebileceği haller gündeme gelebilir.

Haklı beklentinin hukuki açıdan korunması için bazı şartların oluşması gerekmektedir.

Haklı beklentinin korunabilme şartları şunlardır

Birinci şart: Beklentinin haklı (meşru) beklenti seviyesine ulaşmış olması gerekir.

Öncelikle bir beklentinin hukuki açıdan korunabilmesi için ön koşullarından biri olarak beklentinin haklı (meşru) beklenti seviyesine ulaşmış olması gerekir.

İkinci şart: Öngörülemez bir değişiklik yapılması gerekir.

Haklı beklenti, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği lehine olan bir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması halinde söz konusu olabilir.

Üçüncü şart: Öngörülemez değişikliğin objektif olarak beklentiyi sonuçsuz bırakması gerekir.

Yasal düzenlemede yapılan öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması halinde haklı beklenti varlığı tartışma konusu yapılmalıdır.

Yukarıda belirtilen şartların birlikte gerçekleşmesi durumunda haklı beklenti kavramı gündeme gelecektir.

Beklentinin korunmasına engel teşkil eden bir kamu yararının da bulunmaması şartı

Belirtmek gerekir ki,  bir beklentinin hukuken korunabilmesi için anılan koşulların gerçekleşmesi yeterli görülmemektedir. Bu şartlar dışında ayrıca beklentinin korunmasına engel teşkil eden bir kamu yararının da bulunmaması gerekir.

Kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği durumlar

Bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği hallerde ancak önemli bir kamu yararının bulunmadığı durumlarda haklı beklentinin korunması kabul edilebilmektedir. Bunun dışındaki bir uygulama, yasa koyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen koşulara göre yeni politikalar belirlemesi olanağını önemli ölçüde zedeleyebilecektir.

 

Örneğin; ölçülülük ilkesinde belirtilen orantılılık uyarınca bu koşulun adayların yeterliliklerini tespit etmek amacıyla düzenlendiği, kamu hizmetinin etkin ve verimli bir şekilde işleyebilmesini sağlamak üzere kamu görevine alınacak kişilerin yeterliliklerini tespit etmek amacıyla sınav aracına başvurulmasının anılan amaca ulaşılması yönünden uygun bir araç olduğu ifade edilebilir.

Danıştay bir kararında, dosyada bulunan dava konusu işlemin dayanağı olan sözlü sınav komisyonu başkanı ve üyelerince verilmiş puanlara ilişkin tutanak ve sınav sonuçlarına ilişkin tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden, sözlü sınavın nesnel olarak yapıldığı ve yargısal denetim için aranan bütün koşulları sağladığını, davacının girdiği sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemde de hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetmiştir.[4]

Danıştay bir başka kararında, davacının atanmak istediği kadro için açılan yazılı ve sözlü sınavlardan başarılı olarak atanmaya hak kazandığı ve hatta atama işlemleri başlatılarak davacıya ilişkin atama kararnamesi düzenlendiği, ancak, sonrasında atamanın gerçekleşmediği olayla ilgiliolarak davacının haklı beklenti içinde bulunduğunu, bu durumda, kültür ve tanıtma ataşesi olarak atanma şartlarının tamamını sağlayan davacının atanma talebinin, hukuken kabul edilebilir bir nedene dayanmaksızın reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık; anılan işlemin iptali ve işlem nedeniyle yoksun kaldığı mali ve özlük hakların ödenmesi istemiyle açtığı davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararında ise hukuki isabet görülmediğine hükmetmiştir.[5]

Anayasa Mahkemesi bir kararında; daire başkanı kadrolarının idareci(yönetici) kadroları olduğunu, idarenin bu kadrolara bir kere atadığı kişileri meslek hayatları boyunca bu kadrolarda çalıştırma zorunluluğunun bulunmayacağını, bu kadrolara atanan kişiler yönünden, bulundukları statülerden doğan, tahakkuk etmiş, kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklardan yahut bu durumun devam edeceği yönündeki haklı beklentiden söz edilemeyeceğini, kamu yararı ve hizmetin gerekleri dikkate alınarak bu kişilerin idarecilik görevlerine son verilmesi durumunda kariyer meslek kadrolarından gelenlerin kendi kadrolarına atanmalarının mümkün olduğunu, bunun kazanılmış hakları veya genel olarak hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden bir yönünün bulunmadığını ifade etmiştir.[6]

Hukuki güvenlik, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güven değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de bünyesinde barındırmaktadır.

Bundan başka, yargı kararlarındaki tanımlamalara göre “haklı beklenti”nin, idarenin ister bir taahhüt, isterse uzun bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin çıkarları ya da lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ve edinebileceklerini ümit etmelerini ifade etmektedir.

Bu ilkeler doğrultusunda, örneğin; idare ile hizmet sözleşmesinin imzalandığı tarih itibarıyla sözleşmesinin yenilenmesi için yeterli düzeyde puan alan davacının, sözleşme tarihi itibarıyla hazırlığını yaptığı sınavın yabancı dil yeterliliği bakımından denkliği yönündeki uygulamanın devam edeceği yönünde haklı beklentisinin bulunduğu, davacının katıldığı yabancı dil sınavının eşdeğerliliğinin ÖSYM tarafından değiştirilmiş olması nedeniyle aleyhine sonuç doğuracak şekilde hizmet sözleşmesinin yenilenmeyerek görevine son verilemeyeceği gözetilmelidir.[7]

Danıştay bir başka kararında, davalı idarenin kamu hizmetinin gerekleri doğrultusunda personelin görev yerini değiştirme konusunda kanunen sahip olduğu takdir yetkisini üst düzey kamu hizmetinin önem ve özelliğine uygun olarak kullandığı ve davacıyı kadro derecesi değişmeden 657 sayılı Kanun’un 76. maddesinde yer verilen düzenlemeye uygun bir kadroya atadığı dikkate alındığında, davacının Daire Başkanlığı görevinden alınarak kurum içi Araştırmacı kadrosuna atanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görmemiştir.[8]

Danıştay, bireylerin bir kusurunun bulunmaması ve bu nedenle belli bir hukuki durumun oluşması karşısında süreç devam ederken koşulların değiştirilmesini haklı beklenti kavramı çerçevesinde değerlendirmektedir.

Nitekim Danıştay bir kararında; lisans başvurusunun henüz sonuçlandırılmamış olması durumunda lisans belgesi verilmesi öncesindeki süreçte yürürlüğe giren bazı yeni düzenleyici işlemlerin başvuru sahiplerine ek yükümlülükler getirmesi halinde bu ek yükümlülüklerin de ilgililer tarafından yerine getirilmesi gerekeceği doğal ise de, dava konusu olayda, davacı şirketin üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmiş olması, lisans başvurusunun sonuçlandırılmamasında davacı şirkete atfedilecek bir kusurun bulunmaması ve bu nedenle belli bir hukuki durumun oluşması karşısında, süreç devam ederken davacı şirket lehine oluşan tüm hukuki durumu ve bu durumdan kaynaklanan haklı beklentiyi tamamen ortadan kaldıracak şekilde tesis edilen dava konusu işlemde idari istikrar ve idareye güven ilkeleri bakımından hukuka uyarlık bulunmadığına hükmetmiştir.[9]

Danıştay bir kararında, görevde yükselme sınavına tabi olmayan yönetici kadrolarına atama konusunda idarenin geniş bir tercih ve takdir hakkı bulunduğunu, idarenin, bu yetkisini belirli bir kişi lehine kullanmaya yargı kararı ile zorlanamayacağı gibi önemli bir sorumluluk gerektiren üst düzey yönetici kadrolara atadığı kişileri, gelişen ve değişen kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde değiştirme konusunda da geniş bir takdir hakkının olduğunu ifade etemiştir.

Danıştay bu kararında; davacı hakkında tesis edilen işlemin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak, takdir yetkisi sınırları içinde tesis edildiği, Hazine Uzmanı iken atamaya yetkili makamın takdiri ile Daire Başkanı olan davacının bu görevinden alınarak tekrar Hazine Uzmanı olarak atanmasına ilişkin işlemde hizmet gereklerine ve hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetmiştir.[10]

Mülkiyet hakkı açısından haklı beklenti kavramının değerlendirilmesi

Mülkiyet hakkı, Anayasa’mızın 35. maddesinde temel hak olarak güvence altına alınmıştır.

“Mülkiyet hakkı”, kişiye, başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uygun olmak şartıyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir hak olarak tanımlanabilir.

Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı olması halinde ve ancak kanunla sınırlama getirilebilmektedir.

Mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı haklarını kapsamaktadır.

İktisadi bir değer veya icrası mümkün bir “alacak” iddiasını elde etmeye yönelik meşru bir beklenti, Anayasa’nın mülkiyet hakkı güvencesinden faydalanabilir.

Ülkemiz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olup bu sözleşme gereğince imzalanan ek protokolleri de imzalayarak bu protokollerdeki hakları da güvence altına alacağını taahhüt etmiştir.

Ek 1 Nolu protokolde mülkiyet hakkı ile ilgili düzenlemeler getirilmiş olup AİHM’in yerleşik içtihatlarında da “alacak hakkı” mülkiyet hakkı olarak değerlendirilmektedir.[11]

Danıştay bir kararında, herhangi bir süreye bağlı olmaksızın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından haksız yere tahsil edildiği anlaşılan ücretlerin tamamının idareye başvuru tarihi olan 05.02.2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle geri ödenmesi gerektiği, öte yandan özel hukuktan kaynaklanan borç ilişkilerini genel olarak düzenleyen Borçlar Kanunu’nun, zamanaşımına ilişkin hükümlerinin ise, kamu kurum ve kuruluşları ile kişiler arasındaki ilişkilerden doğan ihtilaflarda kıyas yoluyla uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı sonucuna varıldığını belirtmiştir.[12]

SONUÇ

Türk Hukukunda usuli ve maddi haklı beklentiler şeklinde bir sınıflandırma söz konusu değildir.  Türk hukukunda daha çok kazanılmış hak ve haklı beklenti kavramları çerçevesinde bir ayrımın yapıldığını söylemek mümkündür.[13]

Gerek öğretide ve gerekse uygulamada, kazanılmış hak ve haklı beklenti kavramları arasında fark gözetilmektedir.

Gerek yargı kararları, gerek öğretideki ortak tanımlamalara göre “haklı beklenti” kavramı; idarenin ister bir taahhüt, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin çıkarlarına veya lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ümit etmeleri hali olarak tanımlanmaktadır.[14]

Kazanılmış hak kavramı ise, doğumu anında hukuka uygun olarak tamamlanmış ve böylece kişiye özgü lehte sonuçlar doğurmuş, daha sonra mevzuat değişikliği veya işlemin geri alınması gibi sebeplerin varlığına karşın hukuk düzenince korunması gereken hak olarak ifade edilmektedir.[15]

Türk hukuku uygulamasında haklı beklenti kavramı daha çok kazanılmış hak kavramı ile ilişkilendirilmek suretiyle değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.

Ayrıca haklı beklentinin kaynağı, idarenin bir taahhüdüne veya uzun süren bir uygulamasına bağlanmaktadır. Türk idare hukukunda, genel olarak yasalardan ve düzenleyici işlemlerden haklı beklentinin kaynaklanabileceği hususu kabul görmektedir.[16]

Danıştay uygulamasında, haklı beklenti tartışmalarının yasalardan ziyade idarenin düzenleyici işlemlerinden kaynaklandığı gözlenmektedir.[17] Nitekim bu konuya ilişkin kararlar yukarıdaki bölümlerde zikredilmiştir.

Türk hukukunda haklı beklentilerin korunması açısından idari yargıda üç tür dava açılabilmesi mümkündür. Haklı beklentilere dair haklar, bu üç tür dava yoluyla koruma altına alınmıştır.  Haklı beklentilere dair olarak ilgililer, iptal davası, tam yargı davası ve idari sözleşmelerden doğan bir dava açabilirler.

Ancak haklı beklentiyi karşılamayan idari işlemin idari yargı tarafından iptal edilmesi halinin haklı beklentilerin korunacağı en iyi yol olduğunu ifade edebiliriz.

 

 

Kaynakça:

[1] Bkz.;Anayasa Mahkemesi’nin 20.11.2014 tarihli ve B:2013/845 sayılı Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. başvurusuna ilişkin kararı.

[2]Anayasa Mahkemesi’nin 19.12.2013 tarihli ve B:2013/817 sayılı Mehmet Akdoğan ve Diğerleri başvurusuna ilişkin kararı.

[3]Anayasa Mahkemesinin 04.05.2017 tarihli, E:2015/41, K:2017/98 sayılı kararı: “ Dava dosyasının incelemesinden, 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’nun 6638 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen Ek 1. maddesinin üçüncü fıkrasına dayanılarak hazırlanan 03.06.2015 tarihli ve 29375 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği uyarınca polis meslek yüksek okulu mezunları için (PMYO) 19, 20 ve 21 Haziran 2015 tarihlerinde eğitim sonu sınavı yapıldığı, sözlü sınava katılan davacının, aday polis memuru olarak atanabilmek için sözlü sınavdan alınması gereken asgari 70 puanı alamadığından bu sınavda başarısız sayılarak aday polis memuru olarak atanamayacağının belirlendiği, bunun üzerine başarısız sayılmasına ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan 03.06.2015 tarihli ve 29375 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği’nin 5. maddesinin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu olayda; iptali istenen yönetmeliğin dayanağı olan 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’nun 6638 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen Ek 1. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “…öğrenimine devam edenler dahil…” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla açılan davada…”

[4]Danıştay Onikinci Daire, E: 2016/1835, K: 2018/2094, T: 08.05.2018. Polis Meslek Yüksekokulu’ndan mezun olan davacı tarafından, polis memuru rütbesine aday memur olarak atanması amacıyla yapılan sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan 03.06.2015 tarihli ve 29375 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Emniyet Genel Müdürlüğü Kadrolarına Polis Memuru ve Komiser Yardımcısı Rütbelerine Aday Memur Olarak Atanacaklara Uygulanacak Sınav Yönetmeliği’nin 5. maddesinin, davacının eğitimine başladığı tarihte yürürlükte olmayan Yönetmeliğin davacıyı da kapsayacak şekilde uygulanmasının hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu, yapılan sözlü sınavın objektif kriterlere dayanmayan biçimde icra edildiği ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

[5]Danıştay İkinci Daire, E: 2016/13213, K: 2017/2813, T: 06.04.2017;Atama işlemlerinin başlatıldığı tarih de dâhil olmak üzere başvuru tarihindeki tüm şartları taşıyan davacının sonradan yabancı dil belgesinin süresinin dolduğundan bahisle başvurusunun reddedilemeyeceği hakkında.

[6]Anayasa Mahkemesi 8.12.2015 tarih ve E.2014/87 K.2015/112 sayılı kararı.

[7]Danıştay Onikinci Daire, E: 2016/8833, K: 2017/269, T: 09.02.2017.

[8] Danıştay Beşinci Daire, E: 2016/6589, K: 2017/15068, T: 30.05.2017.

[9]Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E: 2014/1538, K: 2016/138, T: 03.02.2016; “4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun, Lisans Genel Esasları ve Lisans Türlerini düzenleyen 3. maddesi uyarınca rüzgar enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak üzere lisans başvurusu yapan ve ön aşama işlemlerinden olan uygun bağlantı görüşünü alan ve bu sebeple söz konusu proje ile ilgili ön yatırım çalışmalarını gerçekleştirerek lisans başvurusu sonucunu bekleyen davacı şirketin lisans başvurusunun, davalı idarece sonuçlandırılmadığı ve daha sonra 4628 sayılı Kanunda 5784 sayılı Kanunla yapılan değişiklik hükmü çerçevesinde dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.”

[10]Danıştay Onaltıncı Daire, E: 2015/25588, K: 2016/4283, T: 06.06.2016; “İstemin Özeti :Hazine Müsteşarlığı Devlet Destekleri Genel Müdürlüğünde Daire Başkanı olarak görev yapmakta olan davacının, bu görevinden alınarak Hazine Uzmanı olarak atanmasına ilişkin 7.1.2015 tarih ve 2015/3 sayılı işlemi iptal eden ve yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine hükmeden Ankara 11. İdare Mahkemesinin 7.7.2015 tarih ve E:2015/318, K:2015/1010 sayılı kararının, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.”

[11]Luca/İtalya, 24/09/2013 tarihli karar.

[12]Danıştay Onüçüncü Daire, E: 2016/2706, K: 2017/1653, T: 26.05.2017: “….Bu durumda, yargı kararıyla iptaline karar verilen Uydu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği ve Kablolu Yayın Lisans ve İzin Yönetmeliği uyarınca Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından haksız yere tahsil edilen ücretler nedeniyle davacı yayın kuruluşu lehine bir alacak hakkının doğduğu, Anayasa’nın anılan hükümleri gereği alacak hakkının bir mülkiyet hakkı olarak değerlendirilmesi ve mülkiyet hakkının sınırlanabilmesi için öncelikle bu hususa ilişkin düzenlemelerin Kanunlarda yer alması gerektiği, özünde mülkiyet hakkını sınırlayan zamanaşımı müessesesine ilişkin dava konusu uyuşmazlıkta uygulanması mümkün Kanunla getirilmiş bir düzenlemenin hukuk sistemimizde bulunmadığı, bu nedenle herhangi bir süreye bağlı olmaksızın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından haksız yere tahsil edildiği anlaşılan ücretlerin tamamının idareye başvuru tarihi olan 05.02.2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle geri ödenmesi gerektiği, öte yandan özel hukuktan kaynaklanan borç ilişkilerini genel olarak düzenleyen Borçlar Kanunu’nun, zamanaşımına ilişkin hükümlerinin ise, kamu kurum ve kuruluşları ile kişiler arasındaki ilişkilerden doğan ihtilaflarda kıyas yoluyla uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.”

[13]Bkz.; SAYGIN, Engin; Haklı Beklentilerin Korunması İlkesine Yönelik Türk Ve İngiliz İdare Hukuku Yaklaşımı Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz, TBB Dergisi 2016 (126), ss. 211-234, s. 226.

[14] Danıştay Onbeşinci Daire, E: 2016/941, K: 2017/6819, T: 21.11.2017.

[15] Yücel Oğurlu, İdare Hukukunda Kazanılmış Haklara Saygı ve Haklı Beklenti Sorunu, Seçkin, Ankara, 2003, s. 28.

[16] Halil Altındağ, Yürürlükte Olan Yasalara ve İdari Düzenleyici İşlemlere Güvenden Kaynaklanan Haklı Beklenti Kavramı ve Korunması, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul. 2010.

[17]Danıştay 12. Dairesi, E. 2015/3134- K. 2016/1424, T. 16.03.2016.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

AdaletMedya İnstagram Hesabımız
ads