• DOLAR
    $1.728,5300
  • EURO
    $0,5240
  • ALTIN
    $29.722,3700
  • BIST
    $107,0800
Av. Ayşe BAŞAK
Av. Ayşe  BAŞAK
buhesap-gizlidir@adaletmedya.net
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun Soyadı ve İddet Hükümlerinin Cinsiyet Eşitsizliği Açısından Değerlendirilmesi
  • 05 Nisan 2021 Pazartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -
  1. Hak ehliyeti

Madde 8 – “Her insanın hak ehliyeti vardır.Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmadaeşittirler. ”

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’muz ne kadar da güzel söylemiş… “Bütün İnsanlar, Haklara Ve Borçlara Ehil Olmada Eşittir!!!”Kadın ve erkek ayrımı yapmadan BÜTÜN İNSANLAR demiş!!! Oysaki uygulamada kadınlar, gerçek manada erkeklerle eşit konumda mıdır acaba?

Yine Anayasa’nın 10.maddesi: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. ”  demiş, ancak kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması tam olarak uygulamada karşılığını bulamadığından; 2004 yılında şu fıkranın eklenmesi gerekmiştir:”Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.’’  ve bunun ardından geçen 6 yıllık süre boyunca yine kadın ve erkek eşitliği tam olarak sağlanamadığından; pozitif ayrımcılık Anayasa’ da şu şekilde hükme bağlanmıştır:”Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.”

Yalnızca dezavantajlı gruplara mensup bireylere verilen ve herkesin rahatça kullanabildiği hakları çeşitli sebeplerden dolayı kullanamayan ve ancak kendileri bazı özel haklara sahip olurlarsa o herkesin kullanabildiği hakları kullanabilme yeteneğine haiz olan kimselere tanınan ekstra hakların kullanılması pozitif ayrımcılık durumunu oluşturur. Kadınlara belki  pozitif ayrıcalık tanırsak eşitlik sağlanır düşüncesiyle; pozitif ayrımcılık Anayasa’da yerini alsa da uygulamada yine istenilen sonuç sağlanamamıştır.

Her ne kadar Cumhuriyetle birlikte kadın-erkek eşitliği sağlanmaya çalışılsa ve bu kapsamda kadınlara  henüz o dönemlerde batıda dahi olmayan haklar verilmiş olsa da 1900’lerin ortalarında yine kadın, toplumda geri planda yer almıştır. 1960’lardan itibaren toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermek amacıyla çeşitli adımlar atılarak hukuki düzenlemeler gerçekleştirilmeye çalışılmış ama ne yazık ki  bu adımlarda erkek öncelikli olmuştur:

Bunun bir ispatı olarak erkeğin zinasının suç olmayışı  TCK’dan 1996 yılında çıkarılırken; kadının zinasının suç olmayışı ise kanundan ancak 1998 yılında  çıkarılmıştır.

Bununla birlikte 4721 sayılı Medeni Kanun her ne kadar kadın-erkek eşitliği bakış açısı ile hazırlanmış olsa da  iddet ve soyadı konusunda tam olarak eşitliği sağlayamamıştır:

III. Kadının soyadı

Madde 187- “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir. ”

Kadın, burada erkeğin aidiyetine mahrum bırakılarak eğer istemi yoksa evlenmekle kanun gereği kocasının soyadını kullanmak zorunda kalacaktır. Buradaki asıl sorun ise kadının boşanma sonrasında hangi soyadı kullanacağı ile ilgilidir. Kadın, evlenmekle kocanın soyadını almışsa ve akabinde iş yaşamında  kocanın soyadı ile tanınmış belki bu soyadla ün sahibi olmuşsa…

Boşanma sonrasında koca, kendi soyadının kadın tarafından kullanılmasına  izin vermediğinde; kadının kişilik haklarının durumu ne olacaktır??? Kocanın izin vermemesi durumunda  kadın, evlilik süresince, gerek sosyal hayatta gerek iş hayatında elde edilen kazanımları kaybedecek, sosyal durumu bozulacaktır… Bu durumda ise kadın, sosyal kazanımlarını kaybetmemek için dava açmak zorunda kalacaktır. Mağduriyet yaşayacak olan kadın, iş bu davayı boşanmış olduğu kocaya yöneltecek ve davada ” Kocanın Soyadını Kullanmasında Menfaati Bulunduğunu Ve Bu Durumun Da Kocaya Zarar Vermeyeceğini İspatla Yükümlü Olacaktır”. Eğer kadın menfaatini ispat edemiyorsa bu halde davası reddedilecek ve yıllardır kocanın soyadı ile tanınan kadın, toplumda yeni bir kimlik edinmeye çalışacaktır. Ki bununla birlikte eğer kadın, bu davayı boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içerisinde açmazsa, kocanın zamanaşımı itirazı ile karşılaşacaktır. Kadın, 1 yıllık süre içerisinde davayı açacak maddi güce sahip değilse, bu hakkı yitirecek ve mağduriyet yaşayacaktır. Oysaki kadının bu mağduriyeti karşısında kocanın boşanma sonrası soyadı hususunda herhangi bir şey yapması gerekmeyecektir.

Yine aynı şekilde iddet durumu da cinsiyet eşitsizliğine sebep olmaktadır:

  1. Kadın için bekleme süresi

Madde 132-“Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Doğurmakla süre biter. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.”

Medeni Kanun, 23.maddesi “Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz.” ile hükme bağladığı özgürlüğü yine kendisi kadın aleyhine sınırlandırmıştır.Kadının  boşanma sonrası yeniden evlenmesi, belirli bir süre yasaklanmış ve kadın bu süre içerisinde yine de evlenmek istiyorsa ancak mahkeme yolu ile gebelik durumunun olmamasının  ispat edilmesi durumunda evlenebilmesine izin verilmiştir. Erkek boşanmanın ertesi günü dahi evlenebilirken; kadın ancak mahkeme yolu ile maddi ve manevi külfetlerle bu hakka kavuşabilmektedir. Dava masraflarını karşılayacak parası yoksa oturup 300 günü geçmesini beklemekten başka çaresi kalmayacaktır. Ya da erkeğin aksine maddi külfetlere katlanarak dava açacaktır.

Kadın ve erkek, hayatın tüm alanında eşittir. Eşitliğin uygulamada karşılığını bulamaması durumunda; kadınların fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddete uğramasının önüne geçilmesi de mümkün değildir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

AdaletMedya İnstagram Hesabımız
ads
– Resmi Twitter Hesabımız