• DOLAR
    5,8909
    %-0,61
  • EURO
    6,4859
    %-0,82
  • ALTIN
    282,71
    %-0,64
  • BIST
    95.409
    %1,52
Av. Sahra DÜZGÜN TUCEL
Av. Sahra  DÜZGÜN TUCEL
mail.hesabi.gizli@adaletmedya.net
Uluslararası Ceza Mahkemesine Dair Tüm Detaylar
  • 28 Temmuz 2019 Pazar
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

17 Temmuz 1998’de, birçok devletin katılımıyla, Roma Statüsü kabul edilmiş ve imzaya açılmıştır. Bu statüyle uluslararası toplumun tamamının varlığını tehdit eden ve vicdanını yaralayan en ciddi uluslararası suçları yargılayacak daimi bir uluslararası ceza mahkemesinin kurulması amaçlanmıştı. Mahkemenin kuruluşu Statüde öngörülen şartların gerçekleşmesine bağlı olarak, 1 Temmuz 2002 tarihinde tamamlanmıştır.

 

“Her savaş, insanlığın ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka ekler.”  Albert Einstein

Statünün 21. maddesi, UCM’ nin başvurabileceği hukuk kaynaklarını düzenlemiştir. Bu maddede;

“Statü,

1- Suç Unsurları,

2-Usul,

3-Delil Kuralları

4-Uluslar arası Ceza Mahkemesi’ nin içtihat hukuku” olmak üzere dört özel

“1-Uygulanabilir Uluslararası Antlaşmalar,

2-Uluslararası Hukukun Prensip ve Kuralları,

3-Genel Hukuk İlkeleri” olmak üzere üç genel, toplam yedi kaynak gösterilmiştir.

Mahkeme organları muhakeme faaliyetlerini gerçekleştirirken, bu belirtilen kaynaklar doğrultusunda hareket edeceklerdir.[1]

  1. ULUSLAR ARASI CEZA MAHKEMESİNİN KURULUŞU

Tarih boyunca yeryüzünde, savaşlar, insanların birbirlerine karşı ve insanların insanlığa karşı işledikleri düşmanca ve suç niteliğindeki fiiller devam etmiştir. İnsanların bu davranış biçimlerini inceleyen düşünürler, insanın temelde kötü bir varlık olduğu yönünde fikirler üretmiş[2], buna karşılık 19. yy. da toplumsal ve politik yaşamın temelinde yer alan “evrimci teori”[3], toplumların değişmek ve gelişmek zorunda olduğu, bu gelişimin pozitif bir hareketliliği ortaya çıkaracağı yönünde olmuş ise de; gerçekleşen şiddet olaylarındaki artış evrimci teorinin yanıldığı sonucunu ortaya çıkarmıştır.

İşte bu durum karşısında, 17 Temmuz 1998’de, birçok ülkenin katılımıyla, uluslararası toplumun tamamının varlığını tehdit eden ve vicdanını yaralayan en ciddi uluslararası suçları yargılayacak daimi bir uluslararası ceza mahkemesinin kurulması yolunda önemli bir gelişme olan Roma Statüsü kabul edilmiş ve imzaya açılmıştır. 1 Temmuz 2002 tarihinde mahkemenin kuruluşu tamamlanmıştır.

Türkiye an itibarıyla hala UCM’ye taraf olmuş değildir. Ancak Türkiye’nin geleceğe dönük planları arasında önemli bir yeri bulunan Avrupa Birliği’ne (AB) katılma hedefi, AB üyesi tüm devletlerin UCM’ ye taraf olduğu gerçeği ile birlikte düşünüldüğünde ilerleyen zamanlarda Türkiye’nin de mahkemeye taraf olması beklenen bir gelişme olmakla beraber, mevcut hukuk sistemimizde de bir takım değişikler yapılmak suretiyle, bu yöndeki eğilim açıkça gözlenebilir hale gelmiştir;

Anayasamızın 38. maddesinde yer alan “Vatandaş suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilmez” hükmü, 2004 yılında, “Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.” şeklinde değiştirilmiş, iç hukuk sistemimiz, UCM kararlarını uygulamaya elverişli hale getirilmeye başlanmıştır.

  1. ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ’NİN YAPISI VE İŞLEYİŞİ

                 Uluslararası Ceza Mahkemesinin yapısını ve işleyişini düzenleyen Statü, bir giriş ve ardından 128 maddeden oluşan on üç bölümden oluşan bir metindir.

Statüde 45; Uluslararası Ceza Mahkemesinin sürekli bir mahkeme olduğu, uluslararası açıdan önemli olan ayrıca Statüde geçen suçları yargılayabileceğini ve ulusal mahkemeleri tamamlayıcı nitelikte bir mahkeme olduğu belirtilmiştir.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin kuruluşu ve işleyişine bakıldığında altı organdan oluştuğu görülmektedir. Bunlar;

  1. Başkanlık Divanı; Bir başkan ile iki başkan yardımcısından oluşur. Statüye göre, başkan ve başkan yardımcıları yargıçların mutlak çoğunluğu tarafından üç yıl için seçilirler. Başkanlık Divanı mahkemenin idaresinden sorumludur. Mahkeme yargısal fonksiyonlarını üç daire aracılığıyla yerine getirmektedir.

B.İstinaf Dairesi; Bir başkan ve dört yargıçtan, Yargılama Dairesi ve Yargılama Öncesi Dairesi ise en az altışar yargıçtan oluşur. Uluslararası Ceza Mahkemesi toplam on sekiz yargıçtan kurulu bir mahkeme olacaktır. İhtiyaç halinde bu sayı arttırılabilir.

C.Yargılama Dairesi

D.Yargılama Öncesi Dairesi

E.Savcılık

F.Kayıt Bürosu’ dur

Uluslararası Ceza Mahkemesi, yerleşik bir özelliğe sahiptir. Tüm davalarına Lahey’de bakılacaktır. Merkezi olmaması gerektiğini savunan görüşe göre, yargılama davanın kanıtların çoğunun bulunduğu; sanıkların, çoğu kurbanın (mağdurun) ve tanıkların yaşadığı ve tarafların çoğunun yasal sistem ve dile aşina olduğu yerde yapılmalıdır. Böylelikle daha çabuk ve etkili sonuç alınacaktır. Fakat birçok olayda söz konusu standartlara uygun yargılamaların, suçun işlendiği yerde olması mümkün değildir; çünkü yasal sistem çökmüş olabilir veya bu tür suçları düzenleyen bir mevzuat mevcut olmayabilir. Ya da savcıların soruşturma başlatmak üzere politik niyetleri olmayabilir. Savcıların bu suçları araştırması ve soruşturması, idari otoritelerce -bunların bir kısmı bu tip suçların işlenmesine karışmış olabilirler- ya da genel-özel aflar veya benzer cezasızlık şekilleri vasıtasıyla engellenebilir.

Ülke, bu yargılamalar için kaynaklara sahip olmayabilir ya da şüpheliler, mağdurlar, tanıklar veya yargılama ile ilgili diğer kişilerin güvenliğini sağlayamayabilir. Görüldüğü gibi mahkemenin merkezi olmasının çeşitli olumlu yanları da vardır.

 

III) ULUSLAR ARASI CEZA MAHKEMESİNİN KURULUŞ AMACI, YAPISI VE YARGI ALANI

 Uluslararası daimi bir ceza mahkemesine ihtiyaç duyulmasının nedenleri ve ulaşılması düşünülen amaçlar aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir:

Öncelikle dünya üzerinde hala sürmekte olan çatışmalara son vermek, uluslararası barış ve adaleti sağlamak, sonraki süreçte ise bunu korumak,

Uluslararası toplumun vicdanını yaralayan suç faillerinin cezasız kalmasına son vermek.

Gelecekte suç işleyebilecek potansiyel suçluları caydırmak.

Ad hoc mahkemelerin eksikliklerine çözüm oluşturmak.

Ulusal mercileri harekete geçmeye zorlamak.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevi yapmış olan Jose Avala Lasso; “Bizler, hepimiz, tek bir insanı öldüren bir kimsenin, yüz bin insanı öldüren bir başkasından daha fazla yargılanma ve mahkum olma ihtimalinin bulunduğu bu korkunç dünyayı, içinde bulunduğu durumdan kurtarmalıyız.” Şeklinde, böyle bir yargı merciinin gerekliliğini vurgulamıştır.

Bunun dışında, Uluslararası nitelikteki suçlar, genelde çok üst düzey devlet ve ordu yetkilileri tarafından işlenmektedir. Bu tür bir özellik bu suçların yapılarında vardır. Bu nedenle suç failleri, yaşadıkları ülkede ellerinde bulundurdukları güce güvenerek, “Nasıl olsa beni burada kimse cezalandıramaz” düşüncesiyle hareket edebilmektedirler. Ancak artık uluslararası bir ceza mahkemesinin olması, faillerdeki bu düşüncenin önemli ölçüde önüne geçebilecektir.

UCM’ den önce kurulan ad hoc mahkemeler ile ilgili en büyük eksiklik, ad hoc mahkemelerinin, uluslar arası toplumun vicdanını yaralar nitelikteki fiiller işlenip bittikten ya da işlenmesi sürecinde, oldukça uzun zaman geçtikten sonra kurulmaları idi. Bu durum da, suçların işlenmesinden ad hoc mahkemenin kuruluşuna kadar geçen süreçte delillerin ortadan kaybolması ya da tahrip edilmesi sonucunu doğurabiliyordu. Uluslararası toplumun vicdanını yaralayan her olaydan sonra yeni bir savcının ve hakimlerin atanması, mahkeme için gerekli görevlilerin yeniden belirlenmesini gerektiriyordu. En önemli olan husus ise,  ad hoc mahkemelerinin, geleceğe dönük caydırıcı etkiye sahip olmayışı Belirtilen caydırıcı etkinin sağlanması için, uluslararası nitelikteki suçlarla mücadele için daimi bir mahkemeye  ihtiyaç duyulmuştur.

Mahkemenin yargı yetkisine giren suçlar ise dört grupta toplanmaktadır:

 1-Soykırım Suçu; Soykırım suçunun tanımını Statü 6. maddede göstermektedir. Soykırım (Genocide) suçu, uluslararası ceza hukukunun incelediği suçlar arasında şüphesiz en ağır ve insanlık dışı olanıdır. İnsanlığın yüzyıllardır yaptığı savaş- lar sonucu, soykırım suçu çeşitli gruplar üzerinde işlenmiştir. Soykırım suçu için bu yüzden ‘‘suçların suçu’’ ifadesini kullanmak yersiz olmayacaktır. Bu sebeple, bu suçun cezalandırılması konusu kolektif istemden doğmuştur. Soykırımın ne olduğunun cevabı ise, klasik ve genel bir tanım ile şöyle olacaktır; Soykırım; bir grubun veya mensuplarının kasıtlı bir biçimde öldürülmesi, imhası veya yok edilmesi fiilidir. Yirminci yüzyılın başlarında, insanlığa karşı suçların bir alt başlığı olarak ortaya çıkmıştır. Kelimenin kullanılması ise, Antik Yunan’da kabile veya ırk anlamına gelen ‘genos’ ile Latince’de öldürmek manasına gelen ‘cide’ kelimelerinin Raphael Lemkin tarafından bir araya getirilmesi ile oluşturulmuştur. 1948 BM Soykırım Sözleşmesi’ne kadar soykırım suçu, savaş suçu veya insanlı- ğa karşı suçlar içinde yer almaktaydı. Bu yüzdendir ki; Winston Churchill, Nazi katliamlarını ‘‘isimsiz bir suç’’ olarak nitelendirmiştir.

Statüdeki söz konusu 6. madde aslında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen, ‘‘BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi (Soykırım Sözleşmesi)’’nin harfi harfine tekrarı niteliğindedir.

2-İnsanlık Aleyhine Suçlar; İnsanlığa karşı suçların tanımı Statünün 7. maddesinde gösterilmektedir. Buna göre; adam öldürme, yok etme, köleleştirme, yerinden etme veya göçe zorlama, hapsetme, işkence, ırza geçme, seks köleliği, fahişeliğe zorlama, zulüm, kayıp etme, ayrımcılık ve diğer ciddi acı ve yaralanmalara yol açan insanlığa aykırı hareket fiilleri bilinçli olarak, geniş çaplı ve sistematik şekilde herhangi bir sivil topluluğa yöneltilirse insanlık alehine suç teşkil eder83. Statünün 7. maddesine göre mahkemenin bu suçları yargılama yetkisi vardır. ‘‘Sivil bir topluluğa karşı saldırının ne anlama geldiği Statüde açıklanmamaktadır. Söz konusu saldırının işlenmesi için bir devlet politikası olarak veya siyasi bir organizasyonun yardımıyla herhangi bir sivil nüfusa yönelik işlenen suçların meydana getirdiği saldırının mevcut olması gerekir…’’

3-Savaş Suçları; Savaş suçlarından ne anlaşılması gerektiğini Statü 8. maddesinde göstermektedir. Statünün sözü geçen maddesi, savaş suçlarını dört grup altında toplamıştır.

Birinci grup, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Antlaşmalarına dahil edilmiş suçlardan oluşmuştur. Bu suçlar; kasten adam öldürme, işkence etme, insanlık dışı davranışlar ve kasten büyük acılar çektirme gibi suçlardır.

İkinci grup, savaş hukuku ve savaş hukukuna ilişkin örf adet kurallarının ihlalini savaş suçu olarak düzenlemiştir. Örneğin, kasten sivil topluluklara saldırmak veya savaşla ilgisi olmayan kimselere saldırmak gibi.

Üçüncü grup savaş suçları ise, uluslararası nitelikteolmayan silahlı çatışmalarda işlenmiş fiillerdir. Örneğin çatışmada yer almayan kimselerin öldürülmesi gibi.

Dördüncü grup ise, uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışmalarda meydana gelen savaş hukuku ve örf adet hukuku kurallarının diğer öteki ihlallerini içermektedir. Örneğin, köylerin yağmalanması85. Ayrıca savaş suçları ile ilgili olarak kabul edilmiş bir geçici hükme de dikkat edilmelidir (Madde 124).

Buna göre; Statüyü onaylayan bir devlet; muhtemel bir savaş suçunun kendi vatandaşı tarafından veya kendi topraklarında işlenmesi halinde, Statünün yürürlüğe girmesinden itibaren 7 yıllık bir süre için Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargı yetkisini kabul etmeyebilir. Özellikle Fransa’nın çabaları sonucu Statüye dahil edilen bu koşulla; ulusal çıkarlar karşısında uluslararası ceza yargısının zayıflatılması söz konusu olduğu için, hiçbir ülkenin bu yetkiyi kullanarak savaş suçları için uluslararası cezai sorumluluktan kurtulma yolunu tercih etmemesi arzu edilirdi. Ancak Fransa daha baştan bu yetkilerini kullanmıştır

 4-Saldırı Suçu; Saldırganlık suçunun tanımı konusunda uluslararası bir mutabakat sağlanamadığı için, bu suçun tanımına Statüde yer verilmemiştir. Statü m.5/2’de zikredilen bu suçla ilgili olarak 121 ve 123. maddelere gönderme yapılmıştır. Buna göre saldırganlık suçunun; Statünün yürürlüğe girmesinden sonra yedi yıl süreyle, bu suçun tanımı yapılıp unsurları ortaya konuluncaya kadar, mahkemece bir işleme bağlı tutulması askıya alınmıştır. Saldırganlık suçu hariç, diğer suç gruplarına hangi fiillerin gireceği Statüde belirtilmiş; suç unsurları (Elements Of Crimes) belgesinde de bu suç tiplerinin unsurları ayrıca ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. UCM, -Statü m.17’ye göre- ulusal mahkemeleri tamamlayıcı nitelikte bir mahkeme olduğu için; ancak Statü kapsamındaki suçların yargılanması konusunda ulusal mercilerin harekete geçmediği, geçemediği ya da geçse bile bu konuda isteksiz davrandığı hallerde devreye girecektir.

  1. SONUÇ

 

Son yüzyılda yaşanan insan hakları ihlalleri ve bu ihlallerin çeşitliliğindeki artış sebebiyle; yıllardır üzerinde konuşulan fakat kurulması süreci oldukça zaman alan Uluslararası Ceza Mahkemesinin uluslararası hukuk ve insan hakları açısından büyük önem taşıdığı kuşkusuzdur. Her ne kadar mahkeme tamamlayıcı nitelik taşısa da, devletlerin hükümranlık haklarına zarar vereceği düşüncesi devletlerin Uluslar arası Ceza Mahkemesi hakkındaki tereddütlerinde rol oynamıştır. Bu sebepledir ki bu mahkemenin kuruluşu bu kadar uzun zaman almış ve tartışmalara yol açmıştır. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesinin, devletlerin hükümranlık haklarına müdahale ederek, onların vatandaşlarını uluslararası ceza yargılamasının konusu yapan bir müessese olduğunu söyleyen yazarlar da vardır. Roma Statüsü ile devletlerin hükümranlık haklarının bir parçası olan ceza yargılaması sınırlandırılmıştır. Fakat, Statüye, bir devletin, devlet içindeki hukuku yeniden tesis etme sorumluluğunu veya toprak bütünlüğünü savunmasının meşruluğunu hiçbir şey ile etkilemeyeceği hükmü konulmuştur. Ayrıca; tamamlayıcılık prensibi getirilerek öncelik milli mahkemelere verilmiştir. Böylelikle devletlerin hükümranlık haklarına müdahalenin en aza indirgenmeye çalışıldığı söylenebilir.

‘‘Türkiye bakımından, öncelikle üye ülkelerin hemen hemen tamamının onaylamış olduğu Avrupa Birliği üyeliği için, mahkeme statüsünü onaylama zorunluluğu gündeme getirilebilecektir. Zira gerek Avrupa Konseyinin 19 Eylül 2002 tarihli kararında ve gerekse Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin 24 Eylül 2002 tarihli kararında, Türkiye’nin Statüyü onaylamamış olmasının kabul edilemez olduğu belirtilerek, Statünün imzalanması çağrısında bulunulmuştur”[4]

  1. Statüde yer alan ‘‘sürekli ihlal’’ ve ‘‘uzamış silahlı çatışma’’ kavramlarına uygulamada verilecek anlam ülkemiz için büyük önem taşır. Statüde Türkiye’yi sıkıntı- ya sokabilecek hükümler bulunmaktadır. 1974 tarihli Kıbrıs müdahalesi ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Loizidou kararıyla, Türkiye’nin bu mahkemenin yargı yetkisini tanıdığı tarihten önceki mülkiyet hakkının ihlalinin sürekli olduğu gerekçe gösterilerek, 1974 yılındaki askeri harekattan dolayı sorumlu tutulması gündeme gelmiştir. O halde; aynı şekilde Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından da Statünün yürürlüğe girmesinden önceki bazı olayların süreklilik göstermesi sebebiyle, Türkiye’nin sorumlu tutulması muhtemeldir.[5]

İnsanlık tarihi boyunca çiğnenen insan haklarının; günümüzde artık belli bir mekanizma ile kontrol altına alınması, insan haklarını çiğneyen, kan ve vahşete sebep olanların cezasız kalmaması, gerekirse uluslararası platformda da cezalandırılması gerekliliğiyle Uluslararası Ceza Mahkemesinin kurulması modern toplum ve insanlık tarihi için önemli bir adımdır. Elbette ki yargılamayı yapacak Uluslararası Ceza Mahkemesinin tarafsız kalması, yargılamayı yaparken politik güçlerin oyunlarına alet olmaması gerekir. Yüz yıl önce belki bir hayal olan uluslararası bir ceza mahkemesinin varlığı ile, uluslararası toplumun vicdanının uluslararası alanda önemi haiz suçların cezasız kalmaması fikri, hayal ürünü olmaktan çıkmıştır. Türkiye ise eksiklerini giderip Statüye taraf haline gelerek, uluslararası alandan doğan hukuki yükümlülüğünü bir an önce gerçekleştirmelidir. Bir hukuk devletinin yapması gereken budur. Böylelikle o toplumda yaşayan bireyler en temel haklarının ve hukuki güvencelerinin teminat altına alındığını bilerek günümüze yaraşır bir hukuk bilinciyle donatılmış olur. Çünkü hiç bir suçun cezasız kalmamasının gerekliliği ve böylelikle bütün insanlığı derinden yaralayan uluslararası suçların yargılanması gereklidir. Uluslararası toplumun evrensel bir adalet anlayışına ulaşmasındaki tek yol; hukukun üstünlüğüne inanmaktır.

 

 

Kaynaklar:

  • Uluslar Arası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü,

2-Joel F. “The Response of United States to the International Criminal Court: Rejection, Ratification or something Else?” Arizona Journal of International and Comperative Law,C.18, S.3, 2001.

3-ASLAN, Savaş Suçları

4-ASLAN, Ceza Divanı,

5-International Criminal Court – Wikipedia (s.3),

6-Ankara Barosu Dergisi • Yıl:68 • Sayı: 2010/3, Müge Çetin “Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Türkiye’nin Durumu” makalesi,

7-Gordon Marshall, Oxford Dictinory of Sociology, Oxford Uni.            Press, New York 1998, s.208

8-Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Dr. Hakan Karakehya, “Uluslararası Ceza Mahkemesi ve uygulanabilir hukuk” makalesi,

9- Prof. Dr. Metin Feyzioğlu  “Uluslararası Ceza Mahkemesi” (Konferans

Bildirisi), Hukuk Merceği 4, Ankara Barosu Yayını, Ankara 2003.

 

[1] Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Dr. Hakan Karakehya.

[2] T.Hobbes gözlemledikleri karşısında insanın temelde kötü bir varlık olduğuna kanaat getirmiş ve onun disipline edilmesi için muhakkak baskı altında tutulması gerektiği yönünde fikirler ileri sürmüştür. Bu fikirleri yansıtan “İnsan insanın kurdudur” deyişi de bu düşünüre aittir. Hobbes’ in bu konuya ilişkin görüşleri için, Thomas Hobbes, Leviathan, (Çev. Semih Lim) Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1995, s.76 vd; 127 vd.

 

[3] Gordon Marshall, Oxford Dictinory of Sociology, Oxford Uni. Press, New York 1998, s.208

 

[4] ASLAN, (Savaş Suçları), s.271

[5] ASLAN, (Savaş Suçları), s.271

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?