• DOLAR
    5,6913
    % 0,59
  • EURO
    6,3238
    % 0,90
  • ALTIN
    272,3742
    % -0,13
  • BIST
    103.072
    % 0,61
Gökhan ÖZKAN
Gökhan  ÖZKAN
epostagizlidirr@adaletmedya.net
Türkiye’de Sendikacılık
  • 23 Temmuz 2019 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Sendikalaşma ülkelerin siyasi yapıları, ekonomik durumlarını belirleyici unsur olan üretim araçlarının durumu, endüstriyel birikim düzeyi, işçilerin genel olarak tüm çalışanların demokratik hak arama taleplerine ve de çalışma yaşamına ilişkin takındıkları tavırları ile doğrudan ilgilidir.

Sendika; Çalışma yaşamına ilişkin çalışanların daha iyi koşullarda çalışma ve ulusal gelirden adil bir pay alabilmek adına oluşturdukları siyaseten bağımsız örgütlenlemelerdir.

Türk sendikacılığını bu genel tanımlamadan sonra üç ana bölümde ve evrede incelemek mümkündür.

1. Evre( 1947-1963 Dönemi)

Türk Sendikacılığı, sanayi devrimini geç yakalayan bir ülke olmamız nedeniyle işçi sınıfının çok sonraları oluştuğu da göz önüne alındığında 20. yüzyılın ortalarına yakın bir tarihe sabitlenmektedir.

Ülkemizde sendikacılık 1938 tarih ve 3512 sayılı Cemiyetler Kanununda “ Sınıf esasına dayalı cemiyet kurulamaz”” ifadesinin metinden çıkarıldığı 5 Haziran 1946 tarih ve 4919 sayılı kanun ile yasallık kazanmıştır. Ancak ilk kurulan sendikaların bir çoğunun Türkiye Sosyalist Partisi, Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisinin öncülüğünde kurulmuş olması sendikacılığın ideoljik temeller üzerine yükseleceği endişesi ile bu sendikalar 17 Aralık 1946 tarihinde sıkıyönetim kararı ile kapatılmıştır.

Tüm bu nedenlerle Türkiye’de sendikacılığın başlangıcını “5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun” olan 1947 yılında yapılan bu kanunla başlatmak gerekir.

Çalışma Bakanlığı da ilk olarak 1948 yılından itibaren sendika üye sayılarını yayımlamaya başlamıştır.

İlk sendikal üst örgüt olarak 1952 yılında Türk-İş kurulmuştur.

1947-1963 yılları arasında ülkenin sosyo-ekonomik ve siyasal yapısı göz önüne alındığında toplam sendikalı işçi sayısı 700.000 sınırını aşamamıştır.

Hünez modernleşmenin sağlanmamış oluşu, büyük ölçekli modern fabrikaların bulunmayıı, geleneksel tarıma dayalı ekonamik sistem gibi nedenlerin yanısıra siyasal yapıda etkin olan CHP’nin halkçılık fikrine göre Türk toplumunun “ sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olduğu” ön kabulü çok partili rejime geçildikten sonra da devam etmiş ve siyasi iktidarlar sendikalara karşı çekingen tavırlarını devam ettirmişlerdir.

2. Evre ( 1963-1983 Dönemi)

Sendikaların hikayesinde ikinci evre ise 1963 ile 1983 tarihleri arasıdır. 1960 askeri darbesinden sonra ülkede daha demokratik ve çoğulcu bir anlayışa geçilmiş ve sendikalaşmanın önündeki yasal engeller kaldırılmıştır. 1963 yılında 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, grev ve lokavt kanunu yayımlanarak Türk sendikacılığı önemli ve ikinci büyük aşamaya geçmiştir.

Bu dönemde DİSK, MİSK, ve HAK-İŞ kurulmuş ve rekabetçi bir ortam oluşmuştur.

1967 yılında DİSK kurulduktan sonra sendikalı işçi sayısı 2.100.000 rakamlarını zorlamıştır.

Bu dönemde sendikalı işçi sayısı son dönemlerinde 5.700.000 rakamlarını aşmıştır. Bunda tabiki siyasi konjonktürün buna uygun olması da etkili olmuştur.

3. Evre ( 1983- Günümüz)

En son evre ise 1983 ve sonra olup hali hazırda bu dönemin içinde bulunmaktayız. 12 Eylül 1980 askeri darbesi Türk demokrasisini askıya almış ve 3 yıllık ara dönemde bir çok hak kısıtlanmıştır.

2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu bu dönemde çıkarılmıştır.

Sendikalar bu dönemde adeta budanmıştır. Sözleşmeli personelin sendikalara üye olmaları dahi yasaklanmıştır.

Memur Sendikacılığı

Memur sendikacılığı Türkiyede çok geç başlamış olup siyasi iradenin yukarıda belirtilen dönemlerdeki kısıtlayıcı tutumu memur sendikacılığını da olumsuz etkilemiştir.

1961 Anayasasına memurların da sendika sendikalaşmasını sağlayıcı hükümler konulması ile Devlet Personeli Sendikalar Kanununun 1965 yılında yürürlüğe girmesi ile “ Türkiye Devlet Büro Görevlileri Sendikası” Ankara’da kuruldu.

12 Mart 1971 askeri muhtırası ile bu hak da memurların elinden alındı.

Uluslararası Çalışma Örgütünün 87 sayılı sözleşmesinin 1993 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından onaylanması memur sendikacılığının önünün açmış 1995 yılında Anayasanın 53. maddesine bir fıkra eklenmiş ancak toplu pazarlık ve grev hakkı verilmemiştir. Bunun üzerine çıkarılan 4688 sayılı yasa yasaklayıcı ve sınırlayıcı olmaktan öteye geçememiştir.

2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile “ Toplu Sözleşme” hakkının getirilmesi önemli bir adım olmuş ancak grevsiz bir toplu sözleşmenin hep bir ayağının eksik kalacağını da unutmamak gerekir.

Sendikal örgütlenlemerin önünü daha da açacak ve çoğulcu bir toplum yapısına uluşmak adına siyasi iradenin çalışma yaşamını zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı yasaları çıkartmak suretiyle Türk sendikacalığına yapacakları katkıları beklemekle birlikte çalışma yaşamının bileşeni olan sendikalara daha fazla kulak kabartması gerekliliğini yineliyorum.

Gökhan ÖZKAN

Katılım Yargı-Sen Genel Başkanı

 

Kaynakça: MAHİROĞULLARI, Adnan, Türkiyede Sendikalaşma Evreleri ve Sendikalaşmayı Etkileyen Unsurlar, Cumhuriyet Üniversitesi

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?