• DOLAR
    5,7010
    %0,06
  • EURO
    6,3052
    %-0,12
  • ALTIN
    269,61
    %-0,04
  • BIST
    107.047
    %-0,45
Av. Sedef KOCAKAPLAN
Av. Sedef  KOCAKAPLAN
mail..gizlidir@adaletmedya.net
Kadına Yönelik Şiddet ve İstanbul Sözleşmesi
  • 31 Ağustos 2019 Cumartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Günler evvel Emine Bulut’un tüyler ürperten hazin sonu ile güne maalesef yine karanlık bir haberle uyandık. Emine’nin ve 10 yaşındaki masum kızının sağır eden çığlıkları silinmedi kulaklarımızdan. ”Yinelemek” tabirini hiç yakıştıramasak da,olayın taşındığı tüm platformlarda kadın cinayetlerinin “yine”leri konuşuldu; bitmek, tükenmek , uslanmak bilmeyen yinelenmiş kadın cinayetleri..

Nasıl bu noktaya geldiğimiz, neden cinayetleri ve şiddeti bertaraf edemediğimiz, kadını neden koruyamadığımız tartışmaları ile kısır bir döngüde yuvarlanıp duruyoruz yeniden. Biri bitmeden diğeri baş gösterirken; yiten hayatlar, sönen umutlar bir yanımızı korkunç bir karanlığa ve umutsuzluğa sürüklüyor.

Bir kadının, bir canlının kendisine bahşedilen hayatı elinden almayı hak gören zihniyeti deşiyoruz hararetle.  Altından kimi zaman yetiştirilme biçimi, kimi zaman anneler, kimi zaman babalar, kimi zaman yerleşmiş öğretiler çıkıyor olsa da durumu açıklamak odalar dolusu kitaplara sığar mı bilmiyoruz. En nihayetinde yiten yitiyor; ne Emine ne de sonu Emine gibi biçilen binlercesi bir daha asla geri gelmiyor.

İstatistiksel verilere göre cinayetler, gerek toplumsal gerekse de hukuksal yaptırımlara rağmen azalma değil artış göstermeye devam ediyor. Yerel ve ulusal medyada çıkan haberler ile oluşturulan bir derlemenin istatistiklerine göre 2016 yılında 367, 2017 yılında 387, 2018 yılında ise 391 kadın cinayetle sonuçlanan şiddet sonucu yaşamını yitirdi. Rakamlar resmi olmasa da, karşı karşıya olduğumuz tabloyu aydınlatmaya yetiyor.

Cinayetlerin medyaya taşınması ile birlikte “İstanbul Sözleşmesi”nin de gündemde sıkça yer aldığını görüyoruz. Pekala nedir İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik hangi düzenlemeleri içeriyor, neden şiddet haberleri ile eş zamanlı olarak gündem oluşturuyor?

Esas adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi”  olan sözleşme, 2011 yılında İstanbul’da imzaya açılarak 01.08.2014 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeyi imzalayan ve onaylayan ilk ülke ise Türkiye olmuştur.

20 ülke tarafından imzalanan sözleşme; kadına yönelik şiddetten, ev içi şiddetten arınmış bir toplum oluşturmak, kadın ve erkek arasındaki hukuki ve fiili eşitliğin gerçekleşmesini sağlamak, kadına yönelik ayrımcılığı bertaraf etmek hedeflerini temel ilke olarak belirlemektedir. Sözleşme, “toplumsal cinsiyete dayalı” ayrımcılık ve şiddeti temel alan ve toplumsal cinsiyeti tanımlayan ilk uluslararası belge olma özelliğine sahiptir. Bu özellikleri dolayısı iledir ki  kadın cinayetlerinin ve şiddetin gündeme taşındığı bu dönemlerde eş zamanlı olarak İstanbul Sözleşmesi de gündemde güçlü bir yer edindi.

Sözleşmede, erkeklere ve çocuklara yönelik ev içi şiddetten de söz edilmektedir ve şiddet mağduru kız ve oğlan çocuklara ilişkinözel düzenlemelere yer verilmekle; ev içi şiddet mağduru olan, yaşı ne olursa olsun (çocuk, genç, yetişkin, yaşlı) kadın ve erkek herkesi, ev dışında ise şiddet mağduru olan tüm kadınları (yaşı 18’den küçük olanlar da bu kapsamda sayılmaktadır)  kapsamaktadır.

Sözleşme, Taraf/üye devletleri hem kamu, hem de özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerinin kadınlara yönelik şiddet eylemlerinden sorumlu tutmaktadır. Sözleşme uyarınca taraf devletlerin, kadına yönelik şiddet eylemlerinde bulunmaktan kaçınmaları zorunludur. Devlet adına faaliyet gösteren devlet yetkililerinin, görevlilerin, kurumların, kuruluşların ve diğer aktörlerin bu yükümlülüğe uygun hareket ettiklerini yine üye devletlerin temin etmesi gerekmektedir. Bu kapsamda taraf devletlerin, sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin önlenmesini, kovuşturulmasını, cezalandırılmasını ve tazmin edilmesini sağlamak üzere, gerekli her türlü hukuki ve sair önlemleri alması zorunlu kılınmıştır.

Bunun yanı sıra üye devletlere kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı önyargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak hukuki ve diğer önlemleri alma yükümlülüğü de getirilmiştir. Örneğin ülkemizde sıklıkla duymaya alışkın olduğumuz kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramlar da sözleşmede ele alınmıştır ve bu kavramların herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını gerekliliğinin devlet tarafından temin edileceğinin altı çizilmiştir.

Sözleşme şiddete, mağdura, toplumsal cinsiyete, ayrımcılığa ve faile dair çok sayıda kavramı derinlemesine bir biçimde ele alarak tanımlamış ve tabiri caizse şiddetin hiçbir türüne açık kapı bırakmamıştır.

Ancak sözleşmeyi gündeme taşıyan yalnızca uygulama noktasında tıkanıklıklar olduğuna dair tartışmalar olmamıştır. Sözleşmenin uygulanmasının aile yapısına zarar vereceğini, örf ve adetlerimize dair dokuyu zedeleyeceğini ve “bir yıkım projesi” olduğunu söyleyen kesimin iddiaları da tartışmalar doğurmuş ve ayrı bir gündem oluşturmuştur.

Sonuç olarak;

Genel hatları ile ve özetle, sözleşmenin amacının ve ruhunun; kadına ve çocuğa yönelik her türlü şiddetin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına, kadınlara yönelik şiddetin faillerinin etkin şekilde kovuşturulmasına, yargılanmasına ve cezalandırılmasına yönelik olduğunu söylemek yerinde olacaktır.

Şiddetin ve cinayetin son bulduğu, yerini aydınlık ve güzel yarınlara bırakacağı bir gelecek temennisi ile…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?