• DOLAR
    5,7047
    %0,13
  • EURO
    6,3180
    %0,09
  • ALTIN
    269,74
    %0,01
  • BIST
    106.781
    %-0,70
Savcı Ahmet ASLAN
Savcı Ahmet  ASLAN
buespostagizlidir@adaletmedya.net
İfade Özgürlüğü Ekseninde Devlet Eleştirileri
  • 10 Temmuz 2019 Çarşamba
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

İfade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan, rahatsız edici olmayan veya ilgilenmeye değmez görülen bilgi ve fikirleri değil, devlet veya halkın herhangi bir kesimi açısından saldırgan görünen, sarsıcı bir etki yaratan veya rahatsız edici olan bilgi ve fikirleri de korur. Hatta ifade özgürlüğü, kamuoyuyla paylaşılan düşüncenin olgusal bir temele dayanması halinde, belli ölçüde abartıya da izin verir. Zaten devletin ya da toplumun genelinin hoşuna giden veya kimsenin ilgilenmeye değer görmediği düşünceleri dile getiren birinin korunmaya ihtiyacı yoktur; demokratik hukuk düzeni, esasen aykırı, kışkırtıcı veya sıra dışı fikirlerin sahiplerini korumalıdır.

Çoğulcu demokratik düzen, şiddete teşvik gibi kamu düzenini bozucu yahut hakaret veya iftira gibi kişilik haklarını ihlal edici unsurlar içermeyen her görüşün kamuoyuyla serbestçe paylaşılabilmesini gerekli kılar. Dolayısıyla, ifade özgürlüğünü garanti altına alan hukuki düzenlemelerde öngörülen istisnai sınırlar içinde hareket etmek koşuluyla, kişilerin görüş ve eleştirilerini yaptırıma maruz kalacaklarına dair hiçbir endişe duymaksızın dile getirebilmeleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasayla hüküm altına alınan “demokratik hukuk devleti” niteliğinin en bariz tezahürlerinden biri olacaktır.

Hükûmet söz konusu olduğunda ise müsamaha gösterilecek eleştiri sınırları bir vatandaş, hatta bir politikacı için söz konusu olduğundan çok daha geniştir. Demokratik bir sistemde, hükûmetin yaptıkları veya yapmadıkları sadece yasama ve yargının değil, aynı zamanda basın ve kamuoyunun da yakın denetimine tabidir. Ayrıca hükûmetin üstün konumu, özellikle muhaliflerin ve medyanın haksız saldırı ve eleştirilerine cevap vermek açısından başka yolların açık olduğu durumlarda, cezai kovuşturmaya başvurmaktan kaçınılmasını zorunlu kılar.

Bu prensip uyarınca hükûmeti (devleti) hedef alan eleştirel düşünce açıklamalarının sarsıcı ya da saldırgan üslubuna karşı çok daha müsamahalı olunması gerekir. Zira modern demokrasilerde vatandaşların denetimine tâbi ve hesap verme yükümlülüğü altında olan yürütme organının bireylere ya da diğer kurumlara nazaran daha sert eleştirilmesi doğaldır.

Tam burada, devlete veya bir bütün halinde yürütme organına yöneltilen eleştiri sınırı ile devletin yönetim kadrosuna mensup kişilere yöneltilen eleştiri sınırının aynı olmadığını özellikle vurgulamak gerekiyor.Hiç şüphe yok ki politikacılara yönelen eleştirilerin hukuki sınırı da sivil vatandaşlara yönelen eleştirilerin hukuki sınırından hayli geniştir. Seçimle işbaşına gelip iktidar yetkilerini kullanan politikacılar, elbette ağır eleştirilere katlanmak zorundadırlar. Devlet başkanlığının babadan oğula geçtiği monarşi düzeninde hanedan üyelerinin iktidarı reddetme gibi bir hakları yoktu; kişi, istemese de ülkeyi yönetmek zorunda kalabiliyordu. Bu kişilerin, istemlerine bağlı olmaksızın sahip oldukları yönetim yetkisinden dolayı yönetilen kesime karşı sorumluluk duymamaları, anlaşılabilir bir olgudur. Halk egemenliğine dayalı demokratik düzenlerin hüküm sürdüğü çağımızda ise yöneticinin sorumluluktan kaçması veya sorumluluğu başkalarına yüklemesi söz konusu olamaz. Çünkü demokrasilerde kimse kimseyi ülke yönetmeye zorlamamaktadır. İktidar mensupları, kendilerini seçen halka hesap vermeye ve halkın eleştirilerine tahammül göstermeye mecburdurlar. Fakat yönetici de insandır ve her insan gibi dokunulmaz haklara sahiptir. İfade özgürlüğünün kabul edilebilir sınırları hayli geniş olmakla beraber, kişilik haklarını koruma altına alan sınırlar da hayli kalındır. Gerek düşüncesini açıklayan gerekse herhangi bir düşünce açıklamasıyla hedef alınan kişi kim olursa olsun, hukuk devletinin iftirayı, hakareti, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici beyanı koruması, hiçbir surette mümkün değildir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de çeşitli kararlarında siyasi bir eleştiri olmaktan çok hakaret ve beddua tufanı niteliği taşıyan, polemik gibi görünen ve belli ölçüde dayanaksız bir kişisel saldırı içeren sözlerin -ilgili kişiler ve konuşmanın çerçevesi politik alanda yer alsa bile- siyasi tartışma içindeki bir görüş kapsamında çözümlenebilmesinin zor olduğuna vurgu yapmaktadır. Aynı şekilde Yargıtay da devlet adamlarını hedef almakla beraber açıklanmasında zorunluluk bulunmayan, eleştiri sınırlarını aşarak incitici, küçük düşürücü ve kişinin toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette unsurlar içeren açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında vücut bulmayıp suç teşkil ettiğine hükmetmektedir.

Yargıtay, başka bir kararında da -hedef alınan kişi politikacı olsa bile- eleştiri hakkının küfretme serbestisi sağlamayacağını şöyle vurgulamaktadır: “Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişilerin diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları kabul edilmektedir. Ancak hiç kimse hakarete katlanamaz. İfade özgürlüğü bakımından eleştiri ile hakaretin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Kaba sövme, hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez.”

Politikacı sınıfına dahil olmayan kamu görevlilerine yönelik düşünce açıklamalarının hukuka uygunluk sınırı da şüphe yok ki sıradan vatandaşlara yönelen eleştirilerin hukuka uygunluk sınırından daha geniştir. Devlet yetkileri kullanarak faaliyet gösteriyor olmalarından dolayı onların da eleştirilere karşı hoşgörülü olmaları gerekir. Fakat kendilerine yönelik eleştiri ve suçlamalara aynı usulle cevap verme imkânına sahip olmamaları ve nihayetinde sınırları belirli bir kanuni çerçevede kamu hizmeti yürütmeleri sebebiyle, ifade özgürlüğü açısından bir politikacıyla aynı konumda değerlendirilemezler. Kamu görevlisinin görevini olması gerektiği gibi yerine getirebilmesi için kamu güvenine sahip olması gerekir ve bu da onun asılsız ithamlara karşı korunmasıyla sağlanabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu noktada “kamu görevlilerinin korunmalarının gerekliliği” ile “ifade özgürlüğü veya kamuyu ilgilendiren meselelerin aleni bir şekilde tartışılmasının getirdiği yararlar” arasında bir denge gözetilmesinin zaruri olduğunu, bu dengeyi bozmayan düşünce açıklamalarının korunması gerektiğini vurgulamaktadır.

Kamu görevlileriyle ilgili yukarıda bahsi geçen prensipler, genel itibarıyla yargı mensupları açısından da geçerlidir. Yani hâkim ve savcılar da işlerini layıkıyla yapabilmeleri için kamu güvenine sahip olmalıdırlar. Onları asılsız suçlamalardan korumak da devletin görevidir. Hâkim ve savcıların konumları gereği haklarındaki söylemlere doğrudan muhatap belirleyerek cevap veremeyecek oluşları da bu korumanın gereklilik düzeyini arttırmaktadır. Demokratik bir toplumda bireylere yargı sistemi ve ona dâhil olan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte, bu eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasını isteme haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması ve özellikle devam eden bir adli süreci etkileyici mahiyette olmaması gerekir. Fakat ciddi bir temelden yoksun ve ağır şekilde zarar verici nitelikteki eleştiriler dışında, hâkim ve savcılar, kabul edilebilir sınırlar içinde eleştirilebilirler, şahsen de eleştiri konusu yapılabilirler. Ayrıca ölçüsüz, aşağılayıcı ifadeler kullanmaksızın doğrudan yargı erkine veya herhangi bir mahkeme ya da savcılığa yönelen eleştirilerde, eylemin bizzat hedef alınmayan hâkim ve savcıların kişilik haklarını ihlal edici niteliği zayıf olduğundan, hukuka uygunluk sınırının daha geniş olduğunu kabul etmek gerekir.

 Cumhuriyet Savcısı Ahmet ASLAN              

KAYNAKÇA

1) AİHM (Handyside-Birleşik Krallık, 07.12.1976)

2) AİHM (Lopes Gomes da Silva-Portekiz, 28.09.2000)

3) AİHM (Castells-İspanya, 23.04.1992)

4) AİHM (Pakdemirli-Türkiye, 22.02.2005)

5) AİHM (Janowski-Polonya, 21.01.1999)

6) AİHM (Mamere-Fransa, 07.11.2006)

7) AYM (Başvuru No: 2014/5761, Karar Tarihi: 10.05.2018)

8) AYM (Başvuru No: 2013/3178, Karar Tarihi: 25.06.2015)

9) Yargıtay CGK (E: 2006/9-169, K: 2006/184)

10) Yargıtay CGK (E: 2007/7-28, K: 2007/34)

11) Yargıtay 18. CD (E: 2015/11229, K: 2016/4496

12) Yargıtay 16. CD (E: 2016/1480, K: 2016/4444)

13) Yargıtay 16. CD (E: 2016/1783, K: 2016/4413)

14) Yargıtay 16. CD (E: 2016/4300, K: 2017/3529)

15)Yargıtay 19. CD (E: 2018/3109, K: 2018/8249)

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?